28 Aralık 2013 Cumartesi

İSTEMSİZ

İki çeşit tatil türü vardır bana göre... a) 7 yıldızlı otellerde tıka basa yersin, sonra pişman olursun, güneşlenmeye gidersin, ertesi gün yine yersin... ve bu döngü böyle devam eder. b) Evet, adı tatildir ama dışarıdan bakan biri için tatil yapıyor bu insanlar demeye bin şahit ister... İşte ben de bu tatillerden birinde olduğumdan; b) grubu hakkinda yazmam eğlenceli olur diye düşündüm -umarım benim yazarken aldığım zevki siz de okurken alırsınız.

Büyük bir problem var ortada... Tatilde yatarsın, yatarsın, yersin, biraz daha yatarsın. GENEL OLARAK bu düzen 3-5 günden sonra sıkar, gezmeyi seven bir hayalperesti... Hele benim gibi hiperaktif bir insansanız, yanınızda gelmiş olan insanın tatilini cehenneme çevirisiniz: Hadiiii denize gidelim, hadiiii basketbol oynayalım, ama çokkkkk az oynadık... Öte yandan b) grubundaki tatillerin bu yaptığım tanımla uzaktan yakından alakası yoktur. Herkes sabah 7' de ayaktadır, hemen bir şehir haritası ele geçirilir ve gidilecek yerler belirlenir. Oturmak sanki yasakmış gibi biri açlıktan ölüyorum bakışı atana kadar durulmaz. Ki işte bunlar benim tercih ettiğim tatillerdir -genelde açlıktan ölüyorum bakışı atan benim bu arada. Bana göre insanın dünya görüşünü zenginleştiren tatillerdir bunlar... Birçok yer görürsün, farklı kültürlerin yaşam tarzları hakkinda kafa yorarsın.

Şimdi düşünün ki bir günde sadece öğlen yemeği yemek için duruyorsunuz ve toplu taşıma aracı bile kullanmıyorsunuz. Belki de siz a) şıkkında 7 yıldızlı otelin yatağında yatıyor olmayı tercih ederdiniz şuanda ama ben yorgunluktan ölmeyi tercih ettiğimden şuan güzel düşüncelerle birlikte yüzüme istemsiz bir gülümseme yerleşiyor. Bu nedenle her ne kadar yorulsam da o gülümseme her şeye değer! Darısı sizin başınıza!

27 Aralık 2013 Cuma

AİLECEK

Aynı anda hem bulutların üstünde, hem de cehennemin dibinde hissettiğiniz oldu mu hiç bilmiyorum? Ya da sevincinizin tam doruklara ulaştığını düşündüğünüzde kursağında kaldığı bir an? İşte bu yazdıklarımı okuduğunuzda aklınıza bir şeyler geliyorsa bence benim durumumu da anlayabilirsiniz. 

E malum şuan yılbaşı! Biz de ailecek; eğlenceli, dopdolu, capcanlı bir hafta geçirelim dedik. Hal böyle olunca önceden gelip de; keşfetmeye çok fırsatımız olmayan Viyana' yı görmeye karar verdik. Bende başladı bir heyecan! Yılbaşında Viyana farklıdır diye düşündüm -yanılmamışım- ama nereden bilebilirdim ki biricik minnoşumun, hayatımdaki en önemli iki insandan birinin hastalık nedeniyle sokağa çıkamayacak durumda olacağını.

Annem; hayatımı cennetleştiren bunun yanında kesinlikle cehennemleştirme potansiyelini de gördüğüm meleğim. Bu ön bilgiyi verdikten sonra üzüntümün nedenini kısmen anladığınızı düşünüyorum. Her halukarda güzel bir şey, bir şehri keşfetmek ama amaç aile olarak gezmek, eğlenmek, gerekirse de kavga etmek değil mi??? Bu kanıya sanırım bu akşamı annemsiz geçirmek zorunda kalmasam varamazdım... Bu nedenle dilerim ki sevinciniz kursağınızda kalmaz ve bütün tatilleri AİLECEK gezerek, eğlenerek, kavga ederek(tatlı) -fazla mükemmel olan hiçbir şey gerçek değildir, bu nedenle tüm ailelerin minik kavgalar ettiğini varsaydım- geçirirsiniz!

25 Aralık 2013 Çarşamba

NEDEN?

Sanırım, blog' umun adını neden CarpeDiem koyduğumu yazarak başlamalıyım. BELKİ ama sadece BELKİ önbelleğimden... Yani düşünmedim açıkçası; sadece aklıma gelen ilk şeydi ellerimi klavyeye koyduğumda. Evet, en sevdiğim sözlerden; neden bu kadar çok söz varken bu klişe şeyi seçmiş dememenizi beklemem haksızlık olur ama ben bu söze gerçekten inananlardanım... Neden mi? Çünkü geçmiş o kadar da hoş gelmiyor bana! Birkaç tatlı -ancak bitter çikolata kadar- birkaç acı anım var... Sadece birbirlerini dengelemeye yeterler, yani nötr, bir şey hissetmemişim desem yeridir. Oysa şimdi yani şu blog' u yazarken, en azından yazmaya çalışırken bir şeyler hissedebiliyorum; mutluluk veren, rahatlatan, belki de beni özgür kılan bir şeyler...