31 Ağustos 2014 Pazar

Dopdolu Bir Pazar!

Merhabalar! Bu pazarda geçen pazarın günlüğünü yazmam sanırım sorumsuz olduğumu gösteriyor. Ama emin olun önceden de açıkladığım gibi zaman bulamamamdan... Şimdi pazarım cidden dopdolu! Sete'e gitmek istiyorum ama aynı zamanda Frontignan'dan Sete'e, Sete'ten Meze'e, Meze'den Loupian'a, Loupian'dan Bouzigues'e ve son olarak da Bouzigues'den Balaruc de Vieux'ye... Gördüğünüz gibi program birazcık dolu ama şunu da söylemeliyim ki yapamadım! Yine de günüm gayet güzel geçti.

Sabah ne çok erken ne de çok geç uyandım, çünkü bildiğiniz gibi bir planım yoktu -bu planı sonradan oluşturdum. Bilgisayarın başına geçtim ve bir plan oluşturdum. Yukarıda gördüğünüz plan için bisiklet kiralanması şart... En azından bir günde yapmak istiyorsanız ve daha ehliyetiniz bile yoksa! Bisikletçi 10'da açılıyor diye biliyorum, bu nedenle tüm hazırlıklarımı yaptıktan sonra evden 10'a doğru çıkıyorum. Bisikletçiye gittiğimde hayal kırıklığına uğruyorum çünkü saat 12'de açılacakmış! O kadar zamanım olmadığına karar verip, önceden kararlaştırdığım turu tren ve otobüs yardımıyla yapmaya karar veriyorum, zaten her halükarda Frontignan'a kadar trenle gidecektim!

Trende kitap okuyorum ve şunu söyleyebilirim ki biraz kalabalık. Frontignan'a varır varmaz Tourism Information'ı arıyorum. Hızlı sayılabilecek bir sürede de bulduğumu söylemeliyim. Şehrin en büyük yapısı olan kilise ayin sebebiyle kapalı ama onun dışındaki her şeyi görüyorum. Kiliseyi de dışarıdan tabi ki. Sonrasında da bir pazara gitmeye karar veriyorum, aslına bakarsanız bit pazarı. Hatırı sayılır derecede yürüdükten sonra bir pazarına varıyorum. Çok mükemmel olduğu söylenemez ama iyi tarafından bakarsak yolda incir ağacı buldum. Bu nedenle hem kuru hem de yaş incir yeme fırsatım oldu! Türkiye'de de annemlerin incir toplamakta oldukları göz önünde bulundurulacak olursa güzel bir tesadüf! Hemen geri dönüyorum, çünkü tren saatte bir geliyor ve daha fazla geç kalmak istemiyorum. Yaklaşık 7 dakika içinde Sete'teyiz.

Sete'te de ilk yaptığım şey Tourism Information aramak oluyor. Ararken festival olduğunu öğreniyorum. Daha doğrusu kayık üzerinde dövüş oyunu, ama o kadar çok insan ve aksiyon var ki bir festival olarak anılıyor. Yine de önce Tourism Information'a gitmeye karar veriyorum. Bana şehrin haritasını veriyorlar, dolaşabileceğim yerleri anlatıyorlar. Maalesef Meze'e gitme imkanım yok ama Balaruc de Vieux'yü görebileceğimi öğreniyorum. Otobüs saatlerini veriyorlar. Öncelikle gidip Jeuts olarak isimlendirdikleri kayık dövüşünü izliyorum. Bu arada da bando takımı çalıyor. Sonrasında sonraki otobüse yetişmek istediğimden kalkıyorum. Gara gitmeden biraz zamanım var, bu nedenle denizi tümüyle görebileceğim bir Panaroma noktası olan Pointe Courte'a gidiyorum. Çok şirin evleri ve güzel deniziyle beni etkilemeyi başarıyor!

Garda olmam gerekenden 15 dakika önce oluyorum ama bu süreci annemlerle konuşmak için kullanıyorum. Balaruc de Vieux ile Balaruc les Bains arasında hangisine gitmem gerektiği ile ilgili kocaman bir karmaşa yaşıyorum ama sonrasında önceden de karar verdiğim gibi Balaruc de Vieux'ye gidiyorum.

Balaruc de Vieux'de yaklaşık 1 saatim var. Kalenin üzerine kurulmuş Etang de Thau'yu gören küçük bir köy ama bu mükemmel olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İçi tarih dışı doğa! Tanıştığım bir bayan bana nereleri görebileceğimi söylüyor. Haritam olmasına rağmen çok faydası dokunuyor. Tüm şehri güzelcene geziyorum. Kilisede yer alan resimler özellikle ilgimi çekiyor. Otobüs gelmeden yaklaşık 5 dakika önce istasyona gidiyorum.

Dönüşü gelişinden hızlı oldu, çünkü hiçbir yere uğramadık.

Sete'te görülecek önemli bir yer daha kaldı: Mont St. Clair. 169 metre yüksekliğinde olan bu yapıya tırmanıyorum. Tırmanmadan da birkaç kilise görmeyi unutmuyorum tabi ki... Tırmanış zorlayıcı ve yorucu geçiyor ama şunu söylemeliyim ki o manzara her şeye değer. Diğer taraftan inmeye karar veriyorum çünkü Chateau Vert yazılmış bir kısım görüyorum ve şato ile gezebilirim diye düşünüyorum. İnmek kolay diye düşünülebilir ama o kadar fazla kayboluyorum ki! Anlayacağanız Chateau Vert'in bir şato değilde sadece bir bölge olduğunu zor yoldan öğreniyorum. Sonuçta bir arabayı gara nasıl gitmek için durduruyorum ve arabadaki 3 çocuklu bayan beni gara bırakacağını söylüyor. Ben de biraz şüphe de olsa trene yetişmem gerektiğinden kabul ediyorum. Maalesef yolun üzerinde gemilerin geçmeleri için köprü kalkmış bu nedenle yürüyerek gitmem bir mesafeden sonra çok daha mantıklı.

Arabadan bayana çok teşekkür ederek iniyorum. Koşarak gara gitmeye başlıyorum. Tren kalkmadan 5 dakika önce garda olmayı başarıyorum. Biletimi alıyorum ve treni bekliyorum. Bu sırada bir Fransız kardeşinin Montpellier'yi bilmediğini bu nedenle ona bagajlarıyla ve nerede inmesiyle ilgili yardım edip edemeyeceğimi soruyor. Ben de edebileceğimi söylüyorum. Yardım edeceğim bayanın iki çocuğu bir bavulu ve bir de puseti var. Sadece bavulu indirip bindiriyorum ve hangi istasyonda inmesi gerektiğini söylüyorum.

Eve geldiğimde tüm hafta sonunun yorgunluğu ile birlikte biraz kitap okuyup hemen uyumaya koyuluyorum.

Genel olarak ilk haftamın ve özellikle haftasonumun mükemmel geçtiğini söyleyebilirim. En kısa zamana!

29 Ağustos 2014 Cuma

Uzun Bir Yol ve Birçok Efor

Evet anlatacağım gün uzun ve güzel... Hem de her şeyi ile! Öncelikle sabah saat 5'te kalkıyorum çünkü trenim saat 6'da! Ama alışık olduğumdan bir problem yok. Her şeyimi toparlıyorum ve bir şey unutmadığıma emin olduktan sonra evi terk ediyorum. Bisikletimi alıyorum ve gayet hızlı sayılabilecek bir şekilde tren garındayım -2 dakika. Biletimi makineden çıktı alıyorum ve annemlerle mesajlaşıyorum. Trenim Marsilya treni ama ben ilk durağım olarak Tarascon'da ineceğim. Trene biniyorum. Doğru tren olup olmadığını bulmak için birine soruyorum ve trenin hiç durmadan Marsilya'ya gideceğini söylüyor. Bir an şok geçiriyorum, bana nereye gittiğimi soruyor ve Tarascon dediğimde oraya gittiğini söylüyor. Hiç durmadan derken aktarmasızı kastetmiş!

Tarascon'da gardan indiğim anda şehirde gezilebilecek yerlerin yer aldığı bir harita buluyorum. Ona göre şehir turumu yapmaya kararlıyım. Aslında bugün Tarascon'da Ortaçağ festivali varmış ama ben maalesef katılamayacağım, çünkü başlamadan ayrılıyorum. Tarascon'da birçok görülecek yapı var -en büyüğü kalesi. Bütün her şeyi tamamiyle gördüğümü söyleyebilirim, en azından listede yer alan! Köprüyü geçerek Beaucaire'e ulaşıyorum. Bu arada Tarascon'u gezmek bisikletle bir saatimi aldı!

Beaucaire daha büyük bir şehir. Burada da şehrin bir haritasını buluyorum -biraz zor oluyor- ve dolaşmaya başlıyorum. Beaucaire'in daha da büyük bir kalesi var ve çıkmak için tırmanmak gerekiyor. İçine girmesem de tırmanıyorum -açık değildi. Beaucaire ve Tarascon'dan cidden çok hoş hoşlandığımı belirterek buralardan ayrılma zamanı! Programıma uygun gidiyorum, saat 10.30... Tourism Information'a uğrayıp yolun güvenli olup olmadığını öğrendim -güvenliymiş. Yol ciddi anlamda çok güzel, nehirin ve ormanın kenarından, bazen de içinden geçiyorum. Ciddi anlamda çok eğlenceli, güzel bir rüzgar ve güzel bir güneş var. İlginç bir şey gibi gelebilir ama bisiklet kullanırken çoğu zaman uçuyormuş gibi hissediyorum!

Pont du Gard'a tabelalar yardımıyla varıyorum. Yolda kendime nektarin alıyorum. Pont du Gard cidden çok güzel. Doğası olsun, nehir olsun, köprü olsun... Her şeyiyle! Köprü dünyanın en büyük köprüsü ve gerçekten yaşına da bakılırsa insanı hayretler içinde bırakıyor. Maalesef nehirde yüzmesem de köprüye tırmanarak mükemmel bir zaman geçiriyorum sonra da bisikletimi alarak Uzes'e doğru yol alıyorum. Uzes biraz uzak ama sonuçta ulaşmayı başarıyorum. Yolda gördüğüm bir şarap mahzeninden ikisi kırmızı -annemler- biri beyaz -misafir ailem- için şarap alıyorum. Şunu da eklemeyi unutmadan bisiklet kullanırken şarapları sırtında taşımak çok zor!

Evet Uzes demişken Uzes şaraplarıyla ve Haribo Müzesiyle ünlü. Ben müzeye şehir daha çok ilgimi çektiğinden girmedim. Şehire varabilmek için bisikletle birçok yokuş çıktıktan sonra bu küçük, mükemmel atmosferli ve bir hayli tarihi şehre vardım. Tourism Information'dan gezilecek yerlerin listesini aldıktan sonra bisikletimi kilitleyip gezmeye başladım. Bulduğum güzel bir dondurmacıdan 3 top dondurma aldım -kahve, çikolatalı kurabiye ve brownie. Güneşte bir bisiklet kullanmak, bir dondurma yemek! Uzes'den Nimes'e otobüs olduğunu öğrendim ve Nimes'e otobüsle gitmeye karar verdim. Çünkü bildiğiniz gibi bisiklet kiralık olduğundan akşam iade etmem gerekiyor ve bisiklet kullanırsam yetişebilir miyim bilmiyorum. Uzes'te iki saat geçirdim, çünkü bu küçük şehri tamamı ile keşfetmek göründüğünden daha zor! Otobüste 2 Fransız bayan ile konuşuyorum. Nimes'e çabucak varıyoruz. Biletimi alıyorum ve treni beklemeye başlıyorum, çünkü saat 6 oldu bile. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan geçiyor zaman! Trene biniyorum, yolculuk yaklaşık 20 dakika sürüyor.

Bisikleti 6.40'ta bırakıyorum, yani mağaza kapanmadan tam 20 dakika önce -hep çok dakik oldum. Maalesef anladığınız üzere turumda planladığım gibi gitmeyen tek şey Nimes'i görememem oldu ama yine de mükemmel bir zaman geçirdim. Ayrıca da bir öğleden sonra trene atlayıp Nimes'e gideceğime eminim! En çok ilgimi çeken şehir Uzes olmasına rağmen hepsi birbirinden güzeldi!

Yemeğe yetiştiğime de sevinçliyim. Aşırı yorgun olduğumu farkediyorum! Aslında Tabea ile bir şeyler yapmaya sözleşiyoruz ama odama gittiğim an uyuya kalıyorum -tabi saati kurmayı unutmadan, nasıl uyuya kalmaksa! Mükemmel bir günün tatlı yorgunluğu sadece güzel bir uykuyla daha da güzelleşiyor! En kötüsü böyle olsun!

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Gerçek veya Sahte

Neden bu başlığı koyduğumu hiç sormayın, çünkü benim bile bir fikrim yok... Şimdi konumuza gelecek olursak. Anlatacağım gün güzel bir cuma olacak. Sizin de beğeneceğinizi umuyorum!

Dün söylediğim gibi ata binme turuna kaydoldum. Detaylara girmek gerekirse Camargue'de. Sabah güzel geçiyor -her zamanki gibi. Öğle arasında biraz arkadaşlarımla takılıyorum, sonrasında ise turun başlamasına bir saat kala turun başlayacağı yere gidiyorum. Tedbirli olmakta fayda var!

Önce otobüsün nerede olduğunu anlayamasam da, benimle aynı sınıfta olan arkadaşım Isabella geliyor ve önceden bir tur yaptığından bana otobüsün yerini gösteriyor. Anlaşılan aynı otobüsle iki tur yapılacakmış: Aigues-Morte ve bizim katılacağımız at üzerinde Camargue turu. Tur rehberimiz at seansının ne zaman başladığını bilmediğini ama sonra başlayacaksa bizi plaja bırakıp, 1 saat sonra alıp ata götüreceğini söylüyor. Ben şehri diğer insanlarla görüp göremeyeceğimizi soruyorum. Beni kırmıyor ve onlarla gitmemize izin veriyor. Şansımıza küçük bir grubuz bu nedenle problem yaşamıyoruz.

Aigues-Morte Akdeniz'e açılan bir kapı görevi gördüğünden çok önemli bir konumda. Çevresi surlarla çevrili ve bir kalesi var. Öncelikle bu kaleyi görüyoruz -eskiden protestan kadınlar için hapishane olarak kullanılmış, suçları da protestan olmakmış. Gayet ilginç geçiyor. Sonra da çikolata ve kurabiye fabrikası olan La Coure Gourmande'ı görüyoruz. Birkaç ürünü tatıyoruz. 1 saatimizi doldurduğumuzdan ata gitmek için otobüse tekrar biniyoruz. Aslında yolun başında hiç trafik olmamasına rağmen, yolun sonuna geldiğimizde köprünün kalkmakta olduğunu görüyoruz -altından iki gemi geçecekmiş. 5 dakika civarı bekledikten sonra köprü geri kapanıyor. Sonuç olarak toplam 3 dakika geç kalmamıza rağmen hiç geç kalmamış gibi biniş yerine ulaşıyoruz.

Oranın sahibi olan bayan bana kaç yıldır ata bindiğimi soruyor, yaklaşık 5 diyorum. Bana en uygun atın en büyüğü olacağına karar  veriyor. Atım Camargue atı, bu nedenle bembeyaz. Gayet şirin bir at ve iyi anlaştığımızı düşünüyorum -adı Noble. Tek üzüldüğüm nokta makinemin düşme ihtimali nedeniyle makinemi yanıma alamamışım olmam ama neyse ki hafızalarım var. Tur çok güzel gidiyor. Suların içinden yürüyoruz, ormandan geçiyoruz. İstediğimiz hızda ve uzunlukta dörtnala biniyorum, bu nedenle çok mutluyum. Bu arada Camargue National Parc'ı anlatmak gerekirse boğa, tuz ve pembe renkli flamingoları ile ünlü -sudaki pembeleştiren algları yedikleri için doğduktan iç sene sonra pembe oluyorlarmış. Bu güzel tur için atıma teşekkür ediyorum ve bizi otobüsle alıyorlar. Şimdi de sırada plaj var!

Grande Motte plajı... Bu plaj biraz farklı. Doğal değil, her şey elle taşınmış ayrıca bir taraf bayanı bir taraf erkeği temsil ediyor ve ortada iki cinsiyetin birleştiği kocaman bir yapı var -binalar piramit şeklinde! Bunun dışında söyleyebileceğim ise havanın yüzmek için pek uygun olmadığı... Bunun yerine rüzgarın, kumun ve görüntünün tadını çıkıyorum. Tur rehberimiz boğa eti ve buraya özgü şarap almış. Onları tatıyorum... Tur rehberimizden bahsedeceksem de gördüğüm en iyi tur rehberi, tüm yolculuk boyunca Fransızca konuşuyoruz -Fransa'nın durumu hakkında.

Saat 6'da Montpellier'ye dönmek için yola çıkıyoruz. Yolculuğun başından beri aklıma takılan küçük bir problem var: Bisikletçi kaçta kapanıyor? Çünkü eğer bisikleti kiralayamazsam Cumartesi için yaptığım tur planı ve aldığım bilet iptal olur, ki bunun olmasını hiç istemem çünkü çok uğraştım. Bugün şansım yaver gidiyor olsa gerek, çünkü bisikletçiye kapanmadan yaklaşık 5 dakika önce varıyorum ve bisikletimi kiralıyorum -mavi. Önce Tourism Information'a yapacağım yolculuğun şehirlerini barındıran genel bir harita almak için uğruyorum. Sonra eve dönüyorum -bisikletimi şehrin merkezi olan Place de la Comedie'ye bıraktım, güvenli olduğundan emin değilim ama birçok insana sordum ve güvenli olduğunu söylediler. Evde Madam Fornel'e güvenli olup olmadığını sorduğumda ise eğer bisikleti orada bırakırsam sabaha bisiletimin kalmayacağını söylüyor!

Tabea ile yemek yiyoruz. Montpellier'de her Cuma akşamı yaz nedeniyle düzenlenen Les Estivals adlı bir etkinlik var. Şarap ve tapas tadım şenliği aynı zamanda da canlı müzik ve atraksiyonlar oluyor. Arkadaşlarımla 9.30'da buluşmak üzere anlaşmıştık ama Madam Fournel bilgisayarı ile ilgili yardım istedi ve ben de kıramadığımdan yaklaşık 15 dakika geciktim, bu nedenle orada olacaklarından emin değilim. Tabea ile beraber çıkıyoruz ve bisikletimi alıp onları aramaya koyuluyoruz, bulmamız da uzun sürmüyor. Bisikleti binanın içine koymam için biraz bekliyorlar sonra da beraber gezmeye koyuluyoruz. Önce 4-5 kişilik bir grup halinde gezsek de sonrasında 15 kişi haline geliyoruz. Tabea başka bir arkadaşıyla buluşmak için bizden ayrılıyor. Salsa müzik olan bir meydana gidip salsa yapıyoruz. Yani bu demek oluyor ki bana salsa öğretiyorlar! Çok eğlenceli geçiyor. Sonrasında herkes bir dikoteke gitmek istiyor. Ben de onlarla gidiyorum ama içeride 3 dakika kaldıktan sonra ortamı beğenmediğime karar verip eve dönüyorum.

Saat 12.00. Biraz uyumam gerek çünkü trenim 6'da! Bu da demek oluyor ki 5'te kalkmalıyım. Yoğun, güzel, eğlenceli bir gün oluyor. Bu nedenle aşırı mutluyum. Yarına!


25 Ağustos 2014 Pazartesi

Hep kaybolmak mı zorundayım?

Sanırım sabahı ve dersi anlatmama gerek yok. Öğle arası için Tourism Information'a gittim. Neden diye soracak olursanız hafta sonu yaklaşıyor ve yapacak bir şeyim yok! Ayrıca biliyorsunuz ki gezmeyi çok seviyorum bu nedenle Montpellier'de kalmak içime yatmaz. Evet Tourism Information'dan Güney Fransa'nın ve Montpellier'in haritasını alıyorum. Nereden bisiklet kiralayabileceğimi öğreniyorum. Bana birkaç şehir tavsiye ediyorlar...

1 aylık bisiklet kiralamak istediğimden gittiğim yer -Holiday Bikes- bisiklet almanın daha makul olacağını söylüyor. Cumartesi günü kesinlikle bisiklet süreceğime eminim bu nedenle yaklaşık 12 kilometre uzaklıkta olan plaja bisikletle giderek kendimi denemek istiyorum. Eve dönüyorum eşyalarımı hazırlıyorum ve Montpellier'de her bölgeden kiralayabileceğiniz sokaktaki bisikletlerden birini kiralıyorum. Biliyorum ki plaja gitmek için tramvay yolunu takip etmem yeterli. Çünkü hemen yanında bisiklet yolu da var ama maalesef tramvay yolları o kadar fazla ki yolumu kaybediyorum. Yolu tekrar bulabilmem yaklaşık 1 saat birçok da kilometre gerektiriyor. 

Yemek saati yaklaşıyor ve plaja gitmek için çok geç olacağını yolun 4'te üçünü katettikten sonra fark ediyorum. En azından alıştırma yapmış olmam güzel. Çabucak geri dönüyorum. Bisiklette kaç kilometre gittiğimi yazan sayaç 25 diyor. Bu nedenle mutluyum. Antrenman için bu kadar yeterli olsa gerek! Eve dönmeden Monoprix'ye uğruyorum, çünkü annemleri rahatlıkla arayabileceğim bir Sim Card alarak onları şaşırtmak istiyorum. Sonuçta Sim Card'ı bulabiliyorum -en azından öyle sanıyordum. Ardından alışveriş merkezindeki spor mağazasına giderek bisiklet bakıyorum ama maalesef istediğim koşullarda bir bisiklet yok.

Eve dönüyorum ve sim card'ı denemeye çalışıyorum -aslında sim card demek yanlış, bir şifre. Maalesef çalışmıyor, neden olduğunu araştırdığımda ise şifreyi yazabilmek için o şirketin Sim Card'ına sahip olmam gerektiğini anlıyorum. Koşarak en yakındaki bakkala gidiyorum. Gerçek Sim Card'ı da alıyorum. Sim Card'ı aktive etme süreci biraz sıkıntılı geçiyor, çünkü 18 yaşından büyük olmak gerek ama ben sadece 16 yaşındayım. Annem gibi davranmaya çalışsam da çağrı merkezindeki çalışan 18 yaşından küçük olduğumu anlıyor. Yine de bana yardım etme nezaketini gösteriyor bu nedenle memnunum.

Filme gideceğimiz akşamın bu akşam olduğunu hatırlıyorum. Yemek yiyoruz: Fransız yemeği olmasına rağmen adını bilmiyorum ama patlıcanlı bir tart -birçok şeyi daha barındırıyor ve mükemmel. Maalesef gitmek istediğimiz filmin yakın zamanda seansı yok -Aynı Yıldızın Altında. Bu nedenle komşuların savaşını anlatan şuan adını unuttuğum bir filme giriyoruz. Çok kolay olmamasına rağmen çoğunu anlamak beni mutlu ediyor ve komik film olmasından dolayı baya da eğleniyorum. Eve çok geç olmadan dönüyoruz. Yapmam gereken çok şey var: Nereye gidebileceğimi araştırmak! Sonuçta yaklaşık 10 küçük turu barındıran bir liste yapmayı başarıyorum. Turların çoğu bisiklet, tren ve otobüsü bir arada içeriyor. Nereye nasıl gideceğim, kaç kilometre olduğu, anlayacağınız her şey yazılı. Cumartesi için bisiklet kiralamamı gerektiren bir tur seçiyorum.

Bu arada söylemeyi unutmadan yarın için ata binme turuna kaydoldum -National Parc'ın içerisinde.

Sonuç olarak güzel ve yararlı bir gün oluyor. Darısı diğer günlere!

Normal Bir Çarşamba!

Merhabalar... Güzel normal ve dinlendirici bir çarşamba. Sabah güzel bir kahvaltı yapıyorum. Okula gidiyorum, dersler aynı. Öyle yemeğinde öylesine dolaşıyoruz. Akşam sinema gitmek isteyip istemediğimi soruyorlar. Aslında ne kadar istesem de Tabea ve Pilar ile gitmeye söz verdim bu nedenle hayır diyorum. Öğleden sonraki dersler biraz sıkıcı geçiyor. Dersten çıkar çıkmaz eve gidiyorum. Neden bilmiyorum ama çok yorgunum.

Güzel bir uyku çekiyorum, kalkınca biraz kitap okuyup biraz da ders çalışıyorum. Yemek hazır -salata, Fransız omleti! Masaya oturuyoruz ama bende hala uyku sersemliği var. Tabea yarın gitmek istediğini söylüyor ben de neden bilmem kabul ediyorum. Sonrasında odama gidiyorum biraz da kitap okuyorum, hafta sonu için biraz program yapıyorum. Sonra da hala yorgun olduğumu farkedip yatıyorum. Sonuç olarak dinlendirici bir gün oldu. Bu nedenle sevinçliyim!

Unutuldu!

Merhabalar, ne kadar yazmak için zaman bulmaya çalışsam da -yazmak istiyorum- bulamıyorum. Boş olduğum zamanlar neredeyse hiçbir zaman ya da telefonumu çıkaramayacağım yerler. Şimdi yarısı güzel yarısı iğrenç salımı anlatayım sizlere!

Sabah güzel bir kahvaltı yapıyorum. Sonrasında okula gidiyorum. Dersler biraz sessiz geçiyor. Neredeyse kimse konuşmuyor ama güzel yandan bakarsak çok fazla grammer öğrenebiliyoruz. Öğle yemeği için arkadaşlarla dolaşıyoruz. Benim cuma dışında her gün öğleden sonra da kursum var ve bu nedenle saat 13.00'da okula dönüyorum. Dersim Prisque'le ve bize dışarı çıkıp şehir turu yapmak isteyip istemediğimizi soruyor. Böyle bir fırsatı tabi ki kaçıramam -2. günümde şehri tanıma. Birçok yere gidiyoruz, Prisque'in çok iyi bir rehber olduğunu söyleyemem ama en azından artık şehirde yolumu bulabilirim. Kendim de daha fazla bilgiyle daha geniş bir tur yapıp size de anlatacağım bu nedenle meraka gerek yok! 15.00'da plaja gitmek için buluşuyoruz.

Evet! Bugünkü programımız plaj! Kulağa güzel geliyor. Bir küçük problem olmasaydı da güzel olabilirdi. Biletimi alıp trene biniyorum. Arkadaşlarımla gitmeye başlıyoruz. Kontrol görevlileri trene geliyor. Biletimi veriyorum. Beni dışarı çağırıyorlar. Biletim geçersizmiş! Neden diyorum okumadın diyorlar. Halbuki okuttum ama makine okumamış, tekrar okutmam gerekiyormuş. Okumadığını bilmiyordum! Anlatıyorum anlamıyorlar, sonuç olarak ceza ödüyorum -bileti aldığım halde! Eve geri dönüyorum çünkü ciddi anlamda üzgünüm. Haketmediğim halde ceza yedim. Biraz annemlerle konuşuyorum. Bana destek oluyorlar -zaten ne zaman istesem yanımdalar. Plaja gidip eğlenmemi söylüyorlar.

Tekrar yola koyuluyorum. Önce tramvay sonra otobüs. Eveeet! Plajdayım. Cidden kumu da denizi de güzel. Yaklaşık iki saat yürüyorum, biraz denize giriyorum. Geri döndüğümde yemek hazır. Hemen masaya oturuyoruz -yemek: kızarmış eritilmiş peynirli makarna üzerine ızgara pirzola ve salata. Tabea ile konuşurken ne yapacağımı soruyor ben de hiçbir şey diyorum. Istiyorsam onunla ve arkadaşlarıyla çıkabileceğimi söylüyor. Ben de olur diyorum.

Arkadaşı Pilar -İspanyol. Onun da bir arkadaşı gelmiş. Cafeye oturuyoruz ve ben maden suyu içiyorum. Sonrasında meydanda birkaç gösteri seyrediyoruz. Nehre yürüyoruz, 12'ye doğru da eve dönüyoruz. Çok güzel bir gece oluyor ve yaşadığım kötü olayı da unutuyorum.

Artık bugün 3 günü daha yazmaya çalışacağım! Görüşmek üzere.

21 Ağustos 2014 Perşembe

Guzel bir başlangıcın guzel bir bitişi olacağını umut ediyorum!

Evet bugün pazartesi, okul heyecanı, tanışma heyecanı, acaba arkadaş bulabilecek miyim endişesi, merak ve daha saymadığım bir çok duygu ve düşünce...

Sabah erken kalkıyorum, çünkü okulun ilk günü 8'e doğru okulda olmak istiyorum. Sabah kahvaltıda Madam Fournel peynir, kruvasan, portakal suyu, kuru kayısı ve sütlaç hazırlamış. Kahvemi içerken yemeğimi yiyorum. Şunu soylemeliyim ki şuana kadar gördüğüm kadarıyla Madam Fournel sahip olup olunabilecek en iyi misafir aile! O kadar yardımsever ve şirin ki!

Okulun önünde benim dışımda bir kişi var. Herhalde ikimiz de okulun açık olmadığını varsaydığımızdan kapıyı çalmıyoruz. Okulun öğretmenlerinden benim öğretmenim olan Mariellene geliyor ve neden kapıyı çalmadığımızı soruyor. Beraber yukarı çıkıyoruz. Evde bir şey unuttuğumu farkedince hemen eve dönüyorum. Geri geliyorum ama sınıfım belli değil. Testimi önceden teslim almaları gerekiyormuş...

Sekreteryadaki bayan beni kuvvetle muhtemel üst sınıfa alacağını soyleyip bir sınıfa bırakıyor. Sınıfın benim için çok kolay olduğunu farketmem bir kaç dakikamı alıyor ve sınıfımı değiştiriyorum. Önceden de söylediğim gibi öğretmenim Mariellene. Biraz yaşlı ama problem olmuyor. Insanlarla da çabuk kaynaşıyorum. Ders güzel geçiyor.

Öğle arasında sınıf arkadaşlarım ve birkaç farklı arkadaşla yemeğe gidiyoruz. Ben bu güzel kahvaltıdan sonra çok tokum ama biraz geziniyorum. Onları tanıma fırsatı buluyorum.

Öğleden sonraki dersim sabahki ilk sınıfımdaki öğretmen ile. Adı Prisque imiş. Esprituel biri. Genel olarak konuşuyoruz.

Dersten sonra Tıp Fakültesi -Fransa'daki en eski Tıp Fakültesi- 'ne gitmeye karar veriyoruz, çünkü anatomi üzerine bir sergi varmış. Maalesef Fakülte kapalıydı. Sonrasında artık! Şehirde biraz tur atıyoruz. Arkadaşım Andrew ile evine yürüyorum. Evinde Alman bir kız da yaşıyor. Üçümüz öyle mutfak masasına oturup muhabbet ediyoruz. Sonrasında Andrew benimle eve yürüyor. Çok tehlikeli bir yer olmasa da, başka biriyle olmakta fayda var.

Yemek 7.30'da. Ben de 7.20'de evdeyim. Galiba Madam Fournel aşçı! Giriş yemeği olarak Tabulet, sonrasında patates püresi üzerinde pirzola yiyoruz. Ikisi de birbirinden güzel. Tatlı olarak da armut var. Çok yemiş gibi hissettiğim için koşuya çıkmaya karar veriyorum. Tabea da benimle gelmek istiyor. Beraber yaklaşık yarım saat koşuyoruz. Sonrasında da daha yürüyüş ve muhabbet. Eve döndüğümde bir hayli yorgunum. Biraz kitap okuyup yatıyorum!

Güzel başlangıçlar, güzel bitişler!


Posted via Blogaway

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Geleli 3 gün oldu...

Geleli 3 gün oldu! Burası neresi diye düşünüyorsanız: Güney Fransa, Montpellier (güzellik ve hırsızlar şehri -neyse ki gelmeden önce biliyordum) Şimdi tabi ki de yazmaya ilk günden başlayacağım ve umuyorum ki programıma yetişebilir. Şuana kadar yazamadım çünkü inanın bana küçük bir zaman dilimi bile bulamadım. Evet yolculuk gününden, pazar gününden başlamak gerekirse:

Sabah 4.30 annemler için değilse de benim için uyanış saati -onlar daha erken uyandı. Bu sefer İstanbul'a onlar beni bırakacaklar. Çünkü ne feribot var ne otobüs. ve Yine çünkü Atatürk Havalimanı. Hiç uykum yok ve yol boyu konuşuyoruz. Eskicilerden feribota bindikten sonra İstanbul ve havalimanına ulaşmak için şehri boydan boya geçmemiz gerekiyor. Bu arada unutmadan söyleyeyim yeni bir fotoğraf makinesi-kamera aldım ve bu nedenle her fırsat bulduğumda fotoğraf çekiyorum.

Atatürk havalimanına geldiğimizde saat 8.00. Oysa ki biz daha çok 9.00 gibi gelmeyi düşünmüştük, çünkü uçağım 11.50'de. Bir duygu yoğunluğuyla kucaklaşıp ayrılıyoruz -çaktırmayın gözlerim doluyor. İçeri giriyorum. Check-in 10.00'da başlıyor, zaman bol, okunacak kitap çok. Okumaya başlıyorum. 2 gün önce izlediğim filmini 2. kitabı Insurgent. Bir hayli yol kat ediyorum ve kapılar açılıyor. Anlaşılan biletim bagajlı değil bu nedenle bagaj hakkı satın alıyorum. El bagajımı da alıyorlar. Bu sefer 2 bagajla gidiyorum çünkü, annemlere getirmek istediğim çok şey var. İçeri girip Finans Bank'ın Lounge'ına giriyorum. Yaklaşık 1 saat boyunca orada bekleyip biraz da dinlendikten sonra uçağım havalimanının öbür ucundaki kapıdan kalkacağından yürümeye başlıyorum -222 numaralı kapı.

Bu sefer uçak Air-France. Koltuk numaram 15D. Kalkmadan önce annemlerle ve anneannemlerle konuşuyoruz. Uçak yaklaşık 15 dakika rötarla kalkıyor. Hedef Marsilya -yani şimdilik! Çoğunlukla müzik dinleyip uyuyorum. Arada tavuk ve salatayı barındıran bir yemek geliyor. Marsilya Havalimanına oranın saatiyle 14.15'te varıyorum. Anlayacağınız yolculuk 3 saat 10 dakika sürdü. Bagajlarımı çabucak alıp önceden bilet aldığım Shuttle Bus'a yöneliyorum. Bu Shuttle Bus Tren Garına gitmek için, çünkü son durağım olan Montpellier'ye trenle gideceğim.

Trenim 18.18'de. Biraz beklesem de bu arayı piyano çalıp, kitap okuyarak değerlendiriyorum; yani kısaca sıkılmıyorum. Tren Montpellier'den önce birçok kasabada duruyor. İndiğimde saat 20.15. Yürüyerek eve doğru yola koyuluyorum. Evim gayet yakın. Ev sahibimin benimle kalacak diğer kız olan Tabea'yı havalimanından almaya gittiğini düşünerek, küçük bir şehir turu yapmaya karar veriyorum. Bu küçük şehir turu ise sadece Place de Comedie'yi kapsıyor -evimin hemen yanı. Bu arada gelirken okulumu da gördüm.

Saat 9.00 gibi evin önüne tekrar geliyorum. Şansıma Madam Fournel -ev sahibim- daha evden çıkmamış. Çok seviniyorum. Beni eve bırakıyor, odamı gösteriyor. Ev çok büyük ve antikalarla dolu. Şehrin tam olarak göbeğinde ve şuana kadar evimden de ev sahibimden de çok memnunum. Duş alıyorum, yerleşiyorum. Ben bunları bitirdiğimde Madam Fournel de Tabea ile dönmüş oluyor. Tabea şirin bir kız. Madam Fournel iyi geceler diliyor. 10 dakika sonra kapım çalınıyor: Tabea. Konuşmak istemiş. Tabi ki ben de memnuniyetle konuşuyorum.

Saat 12'ye doğru Tabea ayrılıyor. Okul için yapmam gereken testi tamamlayıp, biraz kitap okuyup, yatıyorum. Çok da güzel uyuduğumu söyleyebilirim. En kısa zamanda yeni yazımda...