27 Eylül 2014 Cumartesi
Şimdi Paylaşma Zamanı
Dünün yorgunluğunu bugün dinlenerek çıkarıyorum. Pek bir şey yapmıyoruz. Sabah güzel bir ders, aynı şekilde, öğleden sonra da! Aslında öğleden sonra Fransa'da İngilizce öğrenimi hakkında bir sunum yapıyorum ama bu ufak bir ayrıntı!
Derslerim bittikten eve geliyorum. Sofia ile karşılaşıyoruz. Sofia kitap almak istediğini söylüyor, ben de yürüyüş olur, hem de biraz konuşuruz diye düşünerek onunla gitmeye karar veriyorum. İkinci el bir kitapçıya gidiyoruz. Kitapları incelerken gayet eğleniyorum. Konuşa konuşa geri dönüyoruz. Verdiğim karardan oldukça memnunum.
Evde biraz kitap okuyorum. Biraz uyuyorum. Açıkçası gün çabuk geçiyor. Akşam yemeğimizi yedikten sonra kızlarla odada toplanıp -Ingrid ve Vanessa ile- muhabbet ediyoruz. Ben yarın yapacağım gezi için biraz plan yapıyorum... Güzel, sakin bir gün geçirmenin mutluluğuyla güzel bir uykuya dalıyorum. Yazılarımı belirli aralıklarla yayınlamaya devam edeceğim! Güzel günlere!
16 Eylül 2014 Salı
Yeniden!
Dinlenme sürecim sona erdi ve yeniden aktifim! Okula gidiyorum, bugün için planım hazır, tabi okul surecinde de hazırlık yapmaya devam ediyorum. Planım trene binip Nimes'e gitmek. Derslerim bittikten sonra...
Öğle arasında biraz Nimes'i araştırıyorum -bilgisayarımı okula getirmiştim. Ayrıca uyuşturucunun yasallaştırılması için bir yazı yazmam gerekiyordu onu da yazdım.
Dersten 10 dakika erken çıkıp gara gidiyorum. Biletimi alıyorum ve trene biniyorum. Tren 20 dakika rötarla Nimes'e varıyor. Nimes doğaldan çok tarihi bir şehir. En önemli yapıları olarak Tour de Magne, Les Arenes ve Maison Carree var. Ayrıca birçok kilise...
Öncelikle trenden iner inmez Arenaları görüyorum. Birkaç kilise... Sonra da şehir hakkında bilgi almak istediğimden Tourism Infirmation kapanmadan yola koyuluyorum. Şehir beni cidden etkiliyor. Sanırım pek fazla insan olmaması ve gün batımı sayesinde. Tourism Information'ı kolayca buluyorum. Bilmem gerekenleri öğreniyorum. Şehiri gezmeye başlıyorum.
Tourism Information'ın hemen yanında Maison Carree var! Onu gördükten hemen sonra Tour Magne'a doğru yokuş çıkıyorum. Tour Magne'ın çok güzel bir manzarası var. Sonrasında turumu yavaş yavaş inerek devam ediyorum. Inerken de tüm şehri gezme fırsatı buluyorum. Son olarak görülmesi gereken 2 kapı kalıyor. 2 zıt uçta -doğal olarak, yan yana olması beklenemez sonuçta. Birini seçiyorum ve yola koyuluyorum. Giderken bir Cave görmemle içeri girmem bir oluyor. Hemen annemlere bölgeye özel bir şarap alıyorum. Hızlıca devam ediyorum. Kapıyı görüyorum. Gerekli fotoğrafları her zaman yaptığım gibi çekiyorum.
Saatime baktığımda koşmaya başlıyorum. Geç kalmam gibi bir olasılık söz konusu değil. 15 dakika boyunca aralıksız koşuyorum ve sonunda gara trenimin kalkmasına üç dakika kala varıyorum. Eve yemek saatinde dönüyorum. Arkadaşlarımla sohbet ediyoruz. Çok sakin ve bu güzel günden sonra dinlendirici bir akşam geçiriyoruz. Darısı sizin başınıza! Yarına!
Posted via Blogaway
10 Eylül 2014 Çarşamba
Salıdayız!
Merhabalar, bu sakin yaşam tarzına alışmak üzereyim... Okula git, eve gel, ders çalış, hayatın tadını çıkar. Galiba şu son iki gün Türkiye'de geçirdiğim 2.5 haftayı saymazsak yaz tatilinde en çok dinlendiğim zaman dilimi oldu.
Anlayabileceğiniz üzere dersten sonra direk eve geldim, biraz okudum, biraz çalıştım, aynı zamanda bunları yaparken dinlendiğimi tahmin edersiniz.
Beraber yemek yedik, Sofia partiye gidiyordu, biz de -Vanessa, Ingred, Ben- yürüyüşe çıkmaya karar verdik. Yürüyüş çok güzel geçti. Nehre kadar yürüdük. Vanessa ve Ingred'den bahsedecek olursak, sahip olunabilecek en iyi ev arkadaşları aynı zamanda Sofia da öyle. Anlayacağınız şansıma diyelecek yok!
Eve 10'a doğru dönüyoruz, Ingred'in odasında biraz konuşuyoruz, kaynaşıyoruz. Mutluyum, huzurluyum, yatıyorum. Iyi geceler! Yarına!
Posted via Blogaway
Geç Kaldığımız Için Üzgünüz
Geç kaldığımız için üzgünüz ama bu hafta biraz yoğun geçti. Şimdi yetişmeye çalışalım. Bu arada unuttu diye üzülmeyin, çünkü not aldım :)
Pazartesi pek değişik bir gün değildi. Tahmin edersiniz ki yine hafta sonu yorgunluğu ile biraz dinlenmek istedim. Derslerime girdim, daha da yoruldum -yorulmayı sevdiğimi de ekleyeyim. Sonrasında eve gittim ve uyudum. Ciddi anlamda uyumuşum -2 saat, ki bu benim için cidden çok fazla. Sonrasında kalkıp biraz ders çalıştım, kitap okudum, yani anlayacağınız her zamanki yararlı şeyler.
Akşam için bir planım yoktu ama herkes Australian Bar'a gidiyordu bu nedenle ben de gitmek istediğimi farkettim. Okul kimliğine 18 yaşında yazmak girmek için yapmam gereken tek şey ama annemlerle konuştuğumuzda bunun pek de mantıklı olmadığını farkettim. 2 yıl daha beklemem gerekecek ama ne yapalım, ergenlik de güzel! Hatta o kadar güzel ki bazen hiç bitmesin istiyorum.
Yemeğimizi yiyoruz, muhabbet ediyoruz. Evde 4 kız olmanın çok yararı var, konuşma konusu hiç tükenmiyor.
Akşam biraz daha yararlı şeyler yapıp, arkadaşım Vanessa ile Fransız eğitim sistemini eleştiren Entre les Murs adlı filmi izleyip yatıyorum. Iyi geceler!
Posted via Blogaway
4 Eylül 2014 Perşembe
Carcassonne (2), Narbonne
Sesim gidik, hava soğuk, gar kapalı... Ben de yapabileceğim en iyi şeyi yaparak, merdivenlere oturup bekliyorum. Bu arada Madam Fournel'in bana verdiği yemeği yiyorum. Gar minnetarım ki 6'ya 10 kala açılıyor, bu sayede soğukta daha fazla beklemek zorunda kalmıyorum. Hemen içeri girip biletimi alıyorum, zaten trenim de 6.13'te. Aslında trende kitap okumayı amaçlamıştım ama amacımın yanına yaklaşamayarak 1 saat 45 dakika boyunca uyuyorum. İyi ki de uyumuşum, çünkü şunu söyleyeyim: Yorucu bir gün olacak!
Trenden iner inmez bir otobüs görüyorum ve Ortaçağ Şehrine gidip gitmediğini soruyorum. 20 dakika içerisinde oraya da uğramak üzere kalkacağını söylüyor. Ben de 20 dakika yolun en az yarısını yürüyüp biraz da şehri görebileceğime inandığımdan sabah sporu gibi yürümeyi tercih ediyorum. Her zaman şehirlerin insanlı ve insansız ne kadar farklı olduğunu düşünmüşümdür... Yanıldığımı da sanmıyorum. Cumartesi sabah 8'de sokaklarda pek insan göremiyorsunuz ama mutluyum ki bir meydana geldiğimde büyük bir pazar olduğunu gördüm. Tahmin edersiniz ki bütün insanlar orada toplanmış ve bence yine tahmin edebilirsiniz ki sokakları boş olan şehirden tamamen ayrılmış bir ortam. Kameram her zamanki gibi yanımda! Buradan sokaklara ve insanlara baka baka Ortaçağ Şehrine devam ediyorum.
Aslına bakarsanız sokakları bu kadar boş dolaşabilmemin tek bir sebebi var: Elimde harita olmaması... Sonuç olarak yolda sorduğum insanların ve tabelaların yardımı ile Ortaçağ Şehrini saat 10'a doğru buluyorum. Sonuç olarak yürümek pek de uzun zamanımı almadı!
Önce Tourism Information'a uğruyorum. Ortaçağ Şehrinin ve normal şehrin haritalarını alıyorum. Bu arada adını hiç telaffuz etmediğim aklıma geldi, ben Carcassonne'dayım ve şehrin yanında yer alan parantez içinde iki aslında 2 şehir olarak sayılabileceğini belirtiyor.
Ortaçağ şehri çok şirin, tarihi ve aynı zamanda yüksekte yer aldığı için de doğal. Küçük sokaklarında dolaşmak keyif veriyor. Şehir dediğime bakmayın aslında bir kale. Tabi bu kalenin de bir merkez kalesi var, adı Remparts. Burayı 16 yaşımda olduğumdan tek başıma gezmekte zorlansam da -girişe izin verilmiyor- sonuç olarak girmeyi ve panoramik görüntüyü görmeyi başarıyorum. Bu şirin kale yaklaşık 2 saatimi alıyor. Aşağı iniyorum. Birkaç yer daha görüyorum.
Söylemeyi unutmadan şehirde İspanya ile ilgili bir festival var bu nedenle sokaklarda Flamenko yapanları gitar çalıp, İspanyolca şarkı söyleyenleri duymanız doğal. Şehrin de Ortaçağ Şehrinden bir farkı yok. Onun kadar eski olmasa da eski. Belki ondan fazla görülecek şey var. Burası da yaklaşık 2 saatimi alıyor ve tren garına gidiyorum. Tren garında trenin gelmesine yarım saat olduğunu fark ediyorum, aynı zamanda da annemlere şarap almadığımı. Bu nedenle koşa koşa şehre inip şarap alıyorum. Trenim Narbonne'a gidiyor -e çünkü ben öyle seçtim. Narbonne'u görmek istiyordum ve bu kalan yarıdan az günüm de bahane oldu. Trenden şehir merkezine yürümek biraz uzun ama şehir yine eski bir şehir -sanırım Fransa'da yeni şehir yok- bu nedenle de küçük sokaklarından geçmek çok zevkli. Büyük bir şarap dükkanı görüp içine girmem şehir merkezini bulmamla aynı saniye gerçekleşiyor. 3 numara adında bir şarap alıyorum -umarım annemler beğenir. Şarabı sonrasında almak üzere dükkanda bırakıyorum ve Tourism Information'a gidiyorum. Oradan haritayı kaptığım gibi şehri dolaşmaya başlıyorum. Kaybedilecek bir dakikam bile yok.
Şansıma bugün şehirde Les Estivals varmış bu nedenle burada da birçok aksiyon görebilme şansını buluyorum. Şehrin her noktası gezdikten sonra koşarak şarap dükkanına dönüyorum. Şarapları aldığım gibi gara fırlıyorum -aslında 2 yer daha görüyorum ama dotoğraflarını koşarken çekiyorum :D Sonuç olarak tam saatinde gardayım.
Eve yemek saatinden önce varıyorum. Yeni bir öğrenci gelmiş: Sofia, Colombialı. İyi bir kıza benziyor. Yemeklerimizi yiyoruz. Tabea ile yapacak bir şeyimiz yok, bu nedenle Sofia bizi dışarı davet edince evet diyoruz. Parka gidiyoruz ve onun arkadaşları ile tanışıyorum. Gayet eğleniyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz. Pek sevmediğim bir iki insan olsa da problem etmiyorum. Tabea biraz hasta o nedenle erken ayrılıyor. Onunla gitmeyi teklif ediyorum ama kalmam gerektiğini söylüyor. Sonrasında bir bara gidiyoruz. Burası da gayet eğlenceli. Ben bir şey içmesem de atmosfer güzel en azından. Bardan da çıkmaya karar veriyoruz. Bu sefer boş boş yürümeye başlıyoruz. Başka bir barın önüne geliyoruz ama ben bu bara da girmek istemiyorum. Benim için gitme zamanı... Sofia da benimle geliyor. Zaten biz gittikten sonra sanırım onlar da ayrıldılar. Eve gidip güzel bir uyku çekiyorum ve şunu söylemeliyim ki yarın için hiçbir planım yok!
2 Eylül 2014 Salı
Cuma...
Bildiğiniz gibi cuma günleri öğleden sonra dersim yok bu nedenle istediğim her şeyi yapabilirim ama ben dinlenmek istiyorum. Yani tembel olduğumdan değil yanlış anlamayın akşama ve cumartesi, pazara hazır olmak adına... Maalesef öğle arasından çıkıp tam eve gelmişken arkadaşım Stephanie alışverişe çıkıp çıkmak istemediğimi soran bir mesaj atıyor ve ben de küçük bir karşılaştırma yapınca evde kalmaktansa alışverişe çıkmanın daha iyi olabileceğini düşünüyorum.
Sonuç olarak birçok şey deniyoruz ve eğleniyoruz ama bir şey almıyoruz. Akşam buluşmak için ayrılıyoruz. Grup olarak buluşacağız, çünkü çoğu kişinin son günü... Yemeğimizi yiyoruz ve Tabea ile çıkıyoruz. Arkadaşlarımızla buluşuyoruz. Hayli kalabalık bir grubuz.
Öylesine yürüyoruz, konuşuyoruz, onlar içiyorlar. Sizi bilmem ama benim için sarhoş insanları izlemek gayet eğlenceli bir aktivite! Arada dans ediyorum. Maalesef çok geçe kalamıyorum, çünkü sabah trenim 6'da... Bu nedenle eve 12'ye doğru herkese veda ederek dönüyorum. Güzel ve duygulu bir gece idi ama insanlar gelir ve gider alışmak lazım! Yarına!
Perşembe...
Derslerim gayet güzel geçiyor. Gelişme kaydettiğimi düşünüyorum. Öğleden sonra için ise Stephanie ile anlaştık, o katedrali görmek istiyormuş. Bu nedenle plajdan önce katedrale gideceğiz. Evet yanlış duymadınız plaj!
Öncelikle katedrali Batea adlı bir arkadaşıyla gördükten sonra, evime gelip eşyalarımı alıyoruz. Bu arada küçük bir şehir turu da yaptık. Tramvaya atlayıp plaja gidiyoruz. Tramvaydan inip otobüse bindiğimizde ev arkadaşım Tabea ile karşılaşıyorum! Ne kadar da hoş bir sürpriz. La Navette plajımızın adı. Ben biraz yüzüyorum, sonra da sohbet muhabbet. Gayet hoş bir akşamüstü olmuş oluyor sonuç olarak. Eve Tabea ile birlikte geliyoruz. Akşam için ise Stephanie, ben ve Tabea plan yapıyoruz, çünkü ben sahte kimlik hazırlamadığım halde bara giremiyorum, ki bu da yapmak istediğim bir şey değil!
Yemeğimizi yeyip, hazırlığımızı yaptıktan sonra Stephanie bizi Corum'un önünden alıyor. Onun evine gidiyoruz. Tüm akşam konuşuyoruz, sonra da tekrardan bizi Corum'un önüne bırakıyor. Akşam da çok eğlenceli idi. Eve gidince çok yorgunum, bu nedenle anında yatıyorum! Yarına!
1 Eylül 2014 Pazartesi
Öyle Bir Günden Sonra Böyle Bir Gün!
Öğreniyorum ki okulda krep yapma günüymüş bu nedenle bisikletimi iade eder etmez koşarak okula dönüyorum. Hem sosyalleşiyoruz, hem de krep yapıyoruz. Çok eğlenceli geçiyor. Evet, artık dinlenme ile aramda hiçbir engel kalmadı!
Evde önce biraz uyuyorum sonrasında da The Fault In Our Stars'ı izliyorum. Kitap okuyorum ve kendime dinlenmek için biraz zaman tanıyorum. Akşam yemeği yemiyorum, çünkü krepler sağolsun fazlasıyla tokum. Gayet güzel bir gün oluyor. Yazması kısa ama yaşaması güzel... Yarına!
Korkutucu, İlginç, Tehlikeli ve Güzel
Öncelikle bugün bir şeyler yapmak istedim, yani gezi türevi bir şey. Bu nedenle en yakın olasılık olarak yapmaya başladığım ama bitiremediğim Bouzigues, Loupian, Meze turu aklıma geldi. Cidden bu üç şehri görmek istiyordum. Bu nedenle haritamı çıkardım ve kendime bir yol planı belirledim...
Saat üçte okuldan çıkar çıkmaz gidip bir bisiklet kiraladım. Ardından da doğruca trene. Saat 3.50'de trene bindim, 4.10 civarı Sete'te idim. Sete'ten Meze'e 4.25 civarı otobüse atladım ve sonunda saat 5 olmadan Meze'de idim -turuma uzaklık bakımından en uzak yerden başladım ki, sadece geri dönüş yapayım. Meze'de ilk iş olarak gitmek istediğim 3 küçük kasabanın haritasını bulmak adına Tourist Information'a gittim. Şansıma da üçünü de buldum.
Meze iki limanı, güzel plajları olan tamamiyle tarihi bir kasaba, ayrıca da mükemmel! Cidden yaşlanınca bu tür bir yerde yaşayabileceğimi söylemeliyim. Ardından bisiklet yollarını kullanarak Loupian'a varıyorum. Loupian'ın denize kıyısı olmasa da çok tarihi ve küçük bir kasaba, hatta Meze'den bile küçük. Su içmek için çeşme ararken bir bayanla karşılaşıyorum ve bana şehri gezdiriyor. En önemli yapısı çok özel bir inşa stili olan kilisesi. Her şeyi gördüğüme emin olduktan sonra tekrar bisiklet yollarını kullanarak Bouzigues'e gidiyorum. Bouzigues çok güzel bir balıkçı kasabası, pek tarihi değil ama tarihe de ihtiyacı yok. Birçok restoran var ve onlarda yemesem bile kokulardan yemeklerin mükemmel olduğunu anlayabiliyorum, ayrıca denizin üzerinde istiridyelerin kafeslerini görebiliyorsunuz ki bu da mükemmel bir görüntü oluşturuyor. Limanı Meze'den bile daha büyük ve mükemmel bir denizi var. Güneşin kısmi batışını burada izliyorum ve tek kelime ile mükemmel.
Eve dönme zamanı... Yol uzun -sonradan farkettim! Başlangıçta bisiklet yolları var. Bir koy olan Etang de Thau'nun üstünden geçiyorum. Üstünden derken mecazi olarak değil. Bir köprü inşa etmişler ve iki yanımda da koy var ayrıca da bir yanımda orman. Mükemmel bir manzara ve atmosfer. Böcekler biraz yüzüme yapışıyor ama katlanmaya değer. Montpellier'ye dümdüz giden yolu buluyorum. Yaklaşık 20 kilometrem var. Başta hava karanlık değil ama sonra bir anda kararıyor. Işığımı çalıştırmaya çalışıyorum ama çalışmıyor. Ben de başka çarem olmadığından böyle devam ediyorum. Montpellier'ye 13 kilometre kalana kadar problem yok, her şey yolunda gidiyor. Yolumu tam olarak göremesem bile... ama o an bir araba karşı şeritten son hız geliyor -sanırım sadece arabaya denemek için. O kadar korkuyorum ki dengemi kaybediyorum; toparlamaya çalışıyorum, toparlayamıyorum. İşte o an takla atıp kendimi yerde buluyorum. Gerçekten kaskım olmasına minnettarım çünkü saatimin bile kayışı kopuyor kim bilir başıma ne olurdu. Bir an için kolum kırıldı zannediyorum, çünkü his yok. Kendimi toparlıyorum, saatimi yerden alıyorum ve tam bisiklete binecekken bana doğru feneriyle gelen sonradan adının Mousin olduğunu öğreneceğim bir adam bana doğru yaklaşıyor.
Öldüğümü sandığını söylüyor ve arabasına kadar arkamdan fener ile geleceğini sonrasında da arabasını arkamda süreceğini söylüyor. Ben de hem şokun etkisiyle, hem de yapacak daha iyi bir şeyimin olmadığı düşüncesiyle tamam diyorum. Arabasının yanına gittiğimizde karısı ve üç çocuğunu görüyorum. Tatilden dönmektelermiş -Toulouse. Bu nedenle iki arabaları var. Eşi bisikleti arabaya koyup beni de Montpellier'ye kadar götüreceklerini söylüyor. Bu halde bisiklet kullanamayacağımı belirtiyor. Tamam diyorum. Önce Saussan'daki evlerine uğruyoruz. Kanayan koluma pansuman yapıyor. Sonra da Monsieur Mousin beni eve kadar bırakıyor.
Madam Fournel'e kadar benimle geliyor. Sanırım bu yıl Fransa'da birkaç genç evden kaçmış ve bu nedenle benim de evden kaçtığımı düşünmüşler, bu nedenle eve gittiğime emin olmak istemişler. Zaten bana da jandarmaya mı yoksa kaldığın eve mi gitmek istersin diye sordu, ben de tabi ki Madam Fournel'i tercih ettim.
Madam Fournel oldukça korkmuş, hatta polisi aramayı düşünmüş. Sonrasında bir daha gece bisiklet kullanmayacağım konusunda karar verdik. Zaten ben de havanın bu kadar erken karardığını bilseydim bisiklet kullanmazdım. Ben Paris'teki gibi havanın 11'de karardığını düşünmüştüm. Neyse olan oldu, sanırım güzel de bir ders oldu. sonuç olarak bir yoğurt yiyorum, ardından da doğruca uyumaya gidiyorum.
İşte şimdi başlığın anlamını anladınız. Hem mükemmel hem de iğrenç bir gündü, insanın yaşamın değerini anladığı bir gün! Umarım sizin de güzel bir ders almanız için böyle bir güne ihtiyacınız olmaz! Görüşmek üzere! Yarına!
Mutlu bir Pazartesi!
Merhabalar -belki her konuşmaya merhabalar diye başlamam biraz sinir bozucu ama sonuç olarak insanları selamlamak hoşuma gidiyor.
Öncelikle çok olağan dışı bir gün değil, sadece hafta sonu dolayısı ile biraz yorgunum. Bu nedenle sabah okula giderken öğleden sonra evde kalıp dinlenmeye karar veriyorum -yapamadı! Öğle yemeğine arkadaşlarla gidiyoruz. Öğleden sonra kursum değişmiş, bu nedenle bir hayli mutluyum. Delf sınavı için egzersiz yapıyoruz ki bu benim için bir hayli gerekli -Anne Marie.
Eve gitmek için okuldan çıktığımda arkadaşım Stephanie ile karşılaşıyorum. Bana hayvanat bahçesine gittiklerini ve gelmeyi isteyip istemediğimi soruyor. Ben de her zaman dinlenebilirim diye düşünerek evet diyorum. Eve gidip fotoğraf makinemi aldıktan sonra beraber hayvanat bahçesine gitmek için tramvaya biniyoruz. Tramvaydan inip otobüse biniyoruz ve yaklaşık 5 dakika sonra hayvanat bahçesindeyiz.
Neredeyse tüm hayvanlar uyuyor ama ayı, hipopotam ve zürafayı görmeyi başarıyoruz. Yaklaşık iki saat güneş ve sıcak altında yürüdükten sonra geri dönmeye karar veriyoruz. Aynı şekilde dönüyoruz ve arkadaşlarıma veda ediyorum.
Yemeğimizi yedikten sonra arkadaşlarım bir şey yapmayı öneriyorlar. Ben de Tabea ile konuşuyorum ve dışarı çıkıyoruz. Önce dans pisti olan Australian Bar'a gidiyoruz ama beni kimliğim olmadığından içeri almıyorlar -kimliğim olsaydı da reşit olmadığımdan almayacaklardı! Beraber olduğum grup da biz olmayınca içeri girmiyor.
Öyle cadde üzerindeki bir bara gidiyoruz, onlar bira içiyorlar. Maalesef hepsi Almanca konuşabiliyor ve bu nedenle Almanca konuşuyorlar ben bir şey anlamıyorum bu nedenle biraz kızgın olarak eve dönüyorum. Evde biraz günü tekrar edip yatıyorum. Ne olursa olsun güzel bir gündü! Her zamanki gibi biterecek olursam Yarına!
Posted via Blogaway