30 Haziran 2014 Pazartesi

Bordeaux!

Sabah 4.45'te kalkıyorum. Iki gün üst üste bu kadar erken kalkmak biraz zor ama ne yapalım, el mecbur! Gezmek istiyorsam bir bedeli olmalı. Yemeğimi yiyip Gare du Nord'a bisikletle gidiyorum. RerB'ye biletsiz biniyorum. Biraz stresli bir süreç -acaba yakalanacak mıyım? Yakalanmadan tamamlıyorum. Anthony'de inip Orlyval'a biniyorum. 

Saat 7.00 gibi havaalanındayım. Orly havaalanı... Bir görevli biletimi hemen almama yardım ediyor. Saat 7.15 olmadan bekleme salonuna giriyorum. Amerikalı bir aile ile tanıştım. Biraz konuştuk. Uçağım 8.30'da. Air-france'la uçacağım.

Uçak gayet rahat. Biraz uyuyorum ardından kuruvasan (çikolatalı) yiyip kahve içiyorum. Uyumaya devam ediyorum. 10.40'ta Bordeaux hava alanındayım. Çıkınca bir otobüs görüyorum. Şehir merkezine gittiğini öğrenince hemen biniyorum. Şansıma uçakta yanıma oturan çocuk otobüste de yanıma oturuyor. 45 dakikalik bir yolculuğun ardından beraber iniyoruz. Tourist information'ı bulmama yardım ediyor -çok yakışıklı.

Harita ve pazar günü şarap satan yerlerin isimlerini alıyorum. Şehri geziyorum. Kiliseler, kuleler, meydanlar, liman ve FETE LE VIN. Bordeaux'a ne için gidilir? Şarap için sanırım. Ben de festivalini bulmuşken gitmek hoş olur diye düşündüm. Festival ortamı gayet güzeldi, şarap tatıyorsun -tabi ki ben tatmadım.

Sonrasında da annemler için 4 ve beni ağırlayan aile için bir şarap aldım. 5 dükkan seçtim. 1 dükkanda kimliğimi göstermediğim için satmadılar, ben de siz bilirsiniz diyip çıktım. Diğer dükkanlarda ise gayet sıcak kanlılardı ve çok yardımcı oldular.

Tek problem arada bir yağmur yağmasıydı ama Bordeaux "Her yağmurun ardından, anın kendisi kadar güzel bir güneşin açtığı" şehirlere en güzel örnek. Birçok fotoğraf çektim aynı zamanda kameram da her zaman elimdeydi. Dönüş için Gare de Saint Jean'a yürüdüm. Trenim 6.23'te idi. Gayet rahat bir yolculuk geçirdim. Arada uyuyarak, arada kitap okuyarak, arada da manzaranın tadını çıkararak -çoğunlukla- güzel bir yolculuk geçirdim.

Trenden indikten sonra L'opera'ya giden bir otobüse bindim. Oradan da 45 dakikalık bir bisiklet yolculuğu... Eve geldiğimde saat 11 idi. Annemlere mesaj attım ardından da evin en büyük kızıyla yaklaşık 2 saat konuştuk. Kısaca mükemmel bir gündü.

Görüşmek üzere!


Posted via Blogaway

28 Haziran 2014 Cumartesi

110!

Bugün yapmayı planladığım şey Giverny'ye biskletle git, bisikletle gel. Kaç kilometre? 86+86=172. Neden böyle bir fantezim var? Çünkü hem bisiklet sürüp, hem çevreyi görüp hem de Giverny'ye bisikletle gitme deneyimini edinmek istiyorum ve ayrıca unutmadan ben Su Başak Satır'ım. Her neyse, ister otoyol olsun ister yol olmasın bisikletle gitmeye kararlıyım. Korkuyorum, düşünüyorum, mantıklı gelmiyor ama yine de yapacağım.

...ve evet günüm 4.45'te başladı. Çantamı tamamen toplayıp corn-flakes'imi yedikten sonra saat 5.30'da evden çıktım. Paris'ten çıkmam 1 saatimi aldı. 5.30-6.30 arasında "Şuraya nasıl gidebilirim?" diyebilecek bir insan bulmak çok zor sizi temin ederim. Ya da ayık bir insan bulmak! Sonuçta biraz haritalarla biraz da ayık insanların yardımıyla ara sıra yanlış yerlere gitsem de yolumu buldum. Gezim yaklaşık 20-30 kasaba içeriyor ama isimlerini saymayacağım.

Önce Foret de Saint Germain'e geldim. Bu ormanın arasındaki yoldan geçerken tek düşünebildiğim şey uzun zamandır bu kadar mutlu olmadığımdı. Hafif bir güneş ışığı, çevrem yeşilliklerle kaplı, bir yandan kuşların, bir yandan rüzgarın sesi! Kısaca daha ne isteyeyim. Bu geziyi yapmaya karar verdiğim için kendimi tebrik ettim. Bana yapmamam gerektiğini söyleyen insanları buradan şiddetle kınıyorum. Çok tehlikeli dediğiniz yerlerde bisiklet sürmek, Paris'te bisiklet sürmekten daha kolay!

Ardından Parc naturel régional du Vexin français'e geliyorum. Burası hayatımda gördüğüm en büyük National Parc. ...ama küçük bir problem var: Dağ olmasa da tepe ve çukulardan oluşuyor ve benim hepsini bisikletle tırmanmam gerekiyor. İçimden lanet okuyarak ve ölümcül şekilde yorularak gidiyorum. Belki yolculuğun başında olsam rahat olabilirdi ama 50. kilometrede? Hiç de rahat değil. Yine de başarıyorum -başka çarem yoktu :D

Bu arada küçücük bir problem var. Sürekli yağmur yağıyor -6.30 saat boyunca. Her yerim ıslandı ama önemi yok...

Sonunda Giverny'ye ulaşıyorum. Giverny neresi? Claude Monet'in evi. Claude Monet kim. İzlenimcilik akımının en büyük öncülerinden biri. Hem evinin bahçesini göreceğim hem de yaptığı resimleri (5€) -bahçe derken içinde göl falan var. Mükemmel bir görüntü. Çiçekleri gördüğümde annem olsa çok beğenirdi diye düşünüyorum ve gözlerim doluyor. Bir papatya koparıyorum. Kurutup ona vereceğim. Küçük kasabayı yeterince dolaştıktan sonra yola koyuluyorum.

Yaklaşık 1 saat yoldan sonra tren garına varıyorum. Buradan Paris treni için bilet alıyorum. Neden trenle dönüyorum? Bisiklet kiralık ve en geç 7'de iade etmem gerekiyor. Eğer binmezsem yetişemeyeceğim. Bir aktarma gerektiriyor. 1.30 saat sonra Paris'teyim.

Bisikleti iade etmeye gidiyorum. Bu arada Gey Parade var. Bisikleti iade ettikten sonra süt almaya çalışırken yanlışlıkla kefir alıyorum. Evime doğru yürüyorum. Girer girmez kendimi yatağa fırlatıyorum. Sonrasında annemlerle Skype yapıyoruz. Sıcak bir duşa giriyorum çünkü ne oturabiliyorum ne de yürüyebiliyorum.

Annemin doğuma gitmesi gerekiyor. Benim de bu blog'u yazdığıma göre uyumam.

Sonuç olarak 110 kilometre yol gitmişim ve hayatımın en mükemmel deneyimlerden birisi olmuş. Umarım sizin de böyle deneyimleriniz olur!

Yarına!

27 Haziran 2014 Cuma

YARIN

Merhabalar! Bugün, yarını planlamakta geçti, böyle olmaması gerekiyordu ama eğer bisikletle bilmediğiniz bir yerde yolculuğa çıkmaya karar verirseniz diye söylüyorum, epey ürkütücü ve heyecan verici; mutluluk ve gerginlik bir arada!

Sabah her zamanki gibi geçti. Bugün tiyatro dersim olduğundan bolca rol yaptım, farklı bir öğretmenle olmasına rağmen epey eğlenceliydi.

Öğle arasında Maya, Julian, Bryan ve ben Chipotle'ye gittik -Burito yemek için önceden gittigimiz restorant. Bu sefer Taco yedim ve şunu söylemeliyim ki. Yediğim en iyi şeyler listesine girebilirdi. Biri biftek, diğer ikisi adını bilmediğim -ama öğreneceğim- 3 mini taco . Hepsinin üzerinde kızartılmış sebze peynir sosu ve peynir ayrıca da acı sos. Mükemmel bir bileşim!

Ardından kültür dersime girdim. Belleville'e  -Yahudi Mahallesi- gitmeye karar verdik. Önce modern bir kilise ardından eski ve onarılmış villalar gördük son olarak da küçük bir dağ olarak betimleyebileceğimiz bir parka gittik. Ben şehir manzarasını yukarıdan izledikten sonra ayrılmak zorunda kaldım çünkü bisikletçide randevum vardı.

Yarı yürüyerek yarı Velib'le bisikletçiye vardım. Bana bisikletler hakkında çok şey bildiğimi söyledi ki bu da beni çok mutlu etti. Bisikletimi alıp okula döndüm -bisiklet şimdilik mükemmel. Bugün son günü olan arkadaşlara veda edip iletişim bilgilerimizi aldık.

Ardından zamanımı Louvre'da değerlendirmeye karar verdim. 45 dakika sonra bisikletime atlayıp alışma amaçlı küçük bir şehir turu yaptım. Yaklaşık 1.5 saat kullandıktan sonra eve döndüm. Ailemle konuşup çantamı hazırladım, şuan ise yatmaya hazırım!

Iyi geceler!


Posted via Blogaway

DAHA DA YORGUNUM!

Sabah her zamanki sabah... Okulda hafta boyunca öğrendiklerimizi pekiştiriyoruz. Yorucu bir ders, birçok paragraf yazma ve birçok diyalog. Yorgunluğa değmiyor değil kesinlikle değiyor.

Öğle tenefüsümde yaşadığım yere bisikletle dönüyorum ama bir ara düştüğümden bileğim biraz ağrıyor. Bisikletçilere bakmak amacıyla. Öğrenmek istediklerimi öğreniyorum: Yarın bisikletle 80 kilometre gideceğim için yolların güvenli olup olmadığını öğrenmem gerekiyordu. Aynı zamanda satın almak için bisiklet arıyordum.

Yürüyerek geri dönüyorum. Telefon alma girişimlerim (Türkiye'yi aramak için) başarısızlıkla sonuçlanıyor.

Delf B1 kursunu seçmiştim ama maalesef B2 imiş. Biraz zorlansam da sanırım güzel şeyler öğrendim. Atölyede Lilianne'le(öğretmen) konuştuk.

Bu kadar dersle dolu bir günün ardından direk bisikletime atlayıp yola koyuldum. Eve varıp annemlerle konuştum. Bir ara çok acıktığımdan markete gidip elma ve havuç aldım. Geri döndüğümde de iki saat ders çalışıp yattım. Kendimi haftasonuna hazırlıyorum!

Bu akşam görüşmek üzere!


Posted via Blogaway

25 Haziran 2014 Çarşamba

Sevgiler!

Sabah annemle konuşurken bilet alıyordum, biraz geç olmuştu ama internetim yeni gelmişti. Bu pazar Bordeaux'da şarap festivali var. Aileme şarap almak istiyorum. Gidiş için uçak dönüş için ise tren bileti aldım.

Okula YİNE birazcık geç kaldım ama değer umarım. Göreceğiz... Beynim yanana kadar çalıştım, yandıktan sonra da çalışmaya devam ettim. Öğle tenefüsümde doğru bisikletçi gezmesine! Bisikletimi kiralayacağım yeri bulduktan sonra bildiği güzel bisikletler satan bir yer olup olmadığını sordum -babam ve kendime bisiklet almak istiyorum. Bir yer önerdi okul çıkışında gitmeyi planlıyordum ama maalesef kapalıydı.

Derse girdim -yine azıcık geç kalmıştım. Şans eseri çektiğimiz kağıtların konularını tartışıyorduk, bir nevi münazara. Gayet eğlenceli bir dersti. Bu arada Fransa indirim sezonuna girmiş. Bütün mağazalar indirim yapmak zoruda imiş -bir şey alma ihtimalim düşük olsa da bu beni nedense sevinirdi.

Atölyeye geç kalmamayı başardım. Verimli bir ders oldu. Çıktıktan sonra bir süre Velib aramak zorunda kalsam da kısa bir süre yürüyüşten sonra bulabildim. Önerilen bisikletçiye gittim ama maalesef kapalıydı. Bu nedenle yarınki öğle arasında gitmeyi planlıyorum. Onun yerini tam olarak tutmasa da farklı bir bisikletçi buldum. Birkaç fotoğraf çekip babama gönderdim.

Tren biletlerimi teslim alabilmek için Gare de L'est'e yürüdüm -Strasbourg ve Bordeaux. Görevliler çok yardımcı oldular. Mutlu bir şekilde bisikletime atlayıp evime döndüm. Şimdi de duşa girip Fransızca çalışacağım.

Sevgilerle!

24 Haziran 2014 Salı

BISIKLET

Öncelikle günaydın, sanırım yeni mekanım telefon. Çünkü bilgisayarımın ciddi problemleri var -annesine çekmiş. Çok yorucu, az eğlenceli, anlatılacak pek bir şeyi olmayan bir gün ama ben yine de anlatmak istiyorum. Çünkü benim için önemli. Sabah kalktığımda internet gelmişti bu nedenle annemle skype yaptık. Ben bisikletle okula doğru yola koyuldum.

Lobna ile birlikte Futur Proche, Futur Simple ve Meteo gorduk. Dersin sonunda bilgiden bayılmanın eşiğindeydim.

Ara için önce sınıf arkadaşlarımla konuştum sonra Bryan yemek yemek istedi. Yemek yerken biraz konuştuk. Eskisi kadar eğlenmediğimi farkettim. Sınıf arkadaşlarımla aram daha iyidi.

Kendime bir elma alıp, babam için bisikletçi aramaya başladım. Nihayetinde bir tane buldum ama babam bisikletleri beğenmedi -haklı. Aynı zamanda bisikletle yapmak istediğim Giverny yolculuğu için kiralama fiyatı aldım.

Dersim Lilianne'leydi. Genel olarak grammer yaptık ve bu da sabah derslerinden sonra beynimin patlaması için başka bir neden daha! Atölyede haftasonu hangi şehire gidebileceğim konusunda araştırma yaptım. Sonuç olarak ders hemencecik bitti.

Bisikletime atlayıp farklı bir bisiklet kiralama ofisine gittim. Neyse ki kapanmamıştı ama maalesef istediğim tür bisikletler yoktu. Ben de Gare de lyon'a yürüdüm. Bugün kimseyle karşılaşmadım!

Bir sonraki ayın 19'u için Strasbourg bileti aldım. Sonra da eve döndüm. Biraz araştırma yapıp hemen yattım. Şunu söylemeliyim ki uzun zamandır ilk defa dinlenebiliyorum!

Kısmetse akşama!


Posted via Blogaway

23 Haziran 2014 Pazartesi

Velib

Öncelikle merhabalar! Bu blogumu telefonumdan yazıyorum, çünkü bilgisayarımın interneti çalışımıyor -ki bu sinirlerimi baya bozuyor ama bu ayri bo konu. Yani şunu demek istiyorum ki normalden fazla yazım hatam olursa affedin.

Sabah duş almam gerektiğinden saat 6'da kalktım. Saçlarımı yıkayıp, yemeğimi yedim ve sonra çok yorgun olduğumdan tekrar yatmaya karar verdim. Saati 7.30'a kurmuştum ama maalesef çalmadı. Ben de saat 8.45 gibi kendiliğimden uyandım. Toparlanıp çık derken saat 9 oldu. Velib (bisiklet) kiralamaya kararlıydım. Hemen evimin önündeki istasyona gittim. 8 euro'ya bir haftalığına bisiklet kiraladım. Okula bisikletle gittim ama gözümün önündeki istasyonu görmemem biraz kötü oldu çünkü beş dakika boyunca daire çizmek zorunda kaldim.

Okula da 20 dakika gecikmiştim. Yeni öğretmenim Lobna ile A2.2 sınıfındayım. Sınıfta benimle beraber beş kişi var. Lobna da gayet iyi öğretiyor. Bugünkü konumuz aşk idi.

Ara için bisikletimi alıp öylesine dolaştım. Geldiğimde de arkadaşlarımla Fransızca konuşma çabası gösterdik.

Dersimiz Nicolas'laydı. Şansıma bu derste de aşkla ilgiliydi. Sanırım gerçek hayattaki eksiklerimi derslerle kapatıyorum!

Atölyeye bana çok yardımcı olan Marion adlı bir öğretmen girdi -aslında hepsi çok yardımcı. Flashcard' ımı çalışıp birazcık da grammer yaparken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.

Okuldan bisikletle çıktım. Haftasonu Bordeaux'da şarap festivali var, bu yüzden hem o atmosferi görüp hem de aileme şarap almak istiyorum. Bisikletle giderken tren partisinden hemen önce tanıştığım bir çocukla karşılaştım. Paris'in büyük olduğunu sanırdım ama tanıdığım toplam 5-6 kişiden 1'ini sokakta görmek bana hicbir yerin büyük olmadığını hatırlattı. Moraco'lu adı Osman. Gare de lyon'a kadar onunla gittim. Maalesef gare de lyon'a geldiğimde ise trene verecek 200€'m yoktu. Internetten araştırabilirim diyerek Ile de la Cite'ye gittim.

Zero Point, Sainte Chapelle, Pont Neuf(aşk kilitlerinin bulunduğu  köprü)'ü gördükten sonra Place de la Vosges'e yöneldim. Bu ara bir Türk aileyle karşılamam sonucunda sorularına cevap verdim. Hava kararmaya başladığından bisikletime atladım. Place de la Vosges'u da gördükten sonra bisikletimi bırakıp eve yürüdüm -zaten 20 dakikalık bir mesafe. Başta da belirttigim gibi bilgisayarımın interneti yok, bu nedenle tren biletleriyle ilgili tüm araştırmaları telefonumdan yapmak durumunda kaldım. Sadece bu cumartesiyi Giverny'de, pazarı da Strasbourg'da geçireceğimi biliyorum -ya da tam tersi. Detaylar netleşirse size de haber veririm.

Görüşmek üzere!


Posted via Blogaway

22 Haziran 2014 Pazar

NE YAPTIM?

Öncelikle günaydın. Bu yazıyı dün yazmama rağmen bugün paylaşıyorum, çünkü internetim yoktu...

Şimdi sabahtan başlayalım. Sabah host-mom'ımımla en uzun muhabbetimizi ettik. Fransızca'mın iyi olduğunu söyledi ki bu beni aşırı derecede mutlu etti. Annem ve babamla tango yaptıktan sonra dışarı çıkmaya karar verdim. Odamı da topladığım için çıkmam biraz uzun sürdü ama en azından içim rahat.

Geçen akşam hazırladığım programdaki yerleri dolaşmaya karar verdim. Haritamı cebime atıp, müzik dinleyerek öylesine yürüdüm. Bourse, National Biblioteque, Eglise de la Madeline ve bir meydanı gördükten sonra internet bulabileceğim bir yere oturdum. Yani Starbucks'a! Bryan pikniğe davet etti. Ben de gitmek üzere metroya bindim. Gittiğim park, Bois de Boulogne, Paris'in güneybatısında yer alıyor ve sanırım en büyük 1. veya 2. parkı. Metrodan indikten sonra parka doğru yürümeye başladım. Önce yanlış kapıdan girmişim ama sonra büyük göle doğru yolumu bulabildim. Büyük göl derken ad olarak değil; baya büyük yani! Bryan'lara her yoldan ulaşmayı denememe rağmen ulaşamadım. Onlar da bana ulaşamadı ki buluşamadık. Neyse ki gayet güzel bir parkta olmam nedeniyle keyfini yalnız başıma da çıkarabilirdim. İnsanlara ve doğaya bakarak öylesine yürüdüm. Gölde kürek çekenleri izledim. Yani pek sıkıldığım söylenemez. Yine de arkadaşlarımla olsam belki daha fazla eğlenebilirdim. Neyse "Hakuna Matata!"

Sonrasında Eiffel Kulesine doğru yola koyuldum. Tam bir turist cliche'si olmasına rağmen, gitmesem olmazdı! Birkaç fotoğraf çekindikten sonra hemen önünde yer alan Champs de Mars parkında biraz gezindim. Sırada Hotel Des Invalides vardı -gazilerin rahatça yaşayabilmeleri için inşa edilmiş ve şuana kadar Paris'te gördüğüm en ihtişamlı yapıtlardan biri. Seine nehrinden geçip Grande Palais ve tam karşısındaki Petite Palais'ı gördüm. Şehrin öbür ucunda olduğumu ve havanın kararmaya başladığını düşününce eve doğru yürümeye başladım. Saat 10 civarında evdeydim. Velib istasyonlarını ve bisiklet alabileceğim yerleri araştırdım. Sonrasında zaten uyumamama imkan yoktu. Sanırım gerçekten dinlenebilmem için gelecek haftasonunun gelmesini beklemem gerekecek. Çünkü bu hafta sonu dinlenmekten çok yoruldum.

Sizin de bu tür tatlı yorgunluklara sahip olmanız dileğiyle!

45 DAKİKA

Merhabalar... Öncelikle özür dilerim ama tamamını okuyacak olursanız neden bu yazıyı olması gerekenden geç yazdığımı anlayacaksınız.

Yorucu bir haftanın ardından gelen bir cumartesi fazla uyumayı gerektirir. Evet... Hayatımda ilk defa bu kadar fazla uyudum. 10'a kadar. Tabi önce 7.30'da kalkıp kahvaltımı ettim.

Bugün -yani  dün (21.06)- Fransa'da özel bir gün. Fete De la Musique -Müzik festivali! Önceki güne kadar haberim yoktu ama olduğunu öğrenince de bir itirazım olmadı -ne yapacağımızı tam olarak anlamasam da. Biraz araştırma yapmak istedim, sonuçta bilgisiz kalmak olmazdı ve neler yapılacağına dair bir program buldum. Lana Del Rey isminin gözüme çarpmamasına imkan yoktu. Tabi ki de onun olduğu programı seçtim içimden. Bir açık hava konseri gibi düşündüm. Herkesin sığabileceği bir meydanda yapıldığını. ...ama öyle değilmiş, sonradan öğrendim ama problem yok, geç olmadı.

Bryan ne yapacağımızı sorunca ben de bu programı önerdim. Buluşmak için Galery La Fayette metro istasyonunu belirledik. Buluştuktan sonra zaman geçirebilmek için Galery La Fayette'e girmeye karar verdik. Bryan ceket bakıyordu ben de her şeye! Sonunda ikimiz de bir şey bulamadık ve Çin yemeği yemeye karar verdik. Ben Vegan Roll ve Karides Çin Böreği aldım. Onun ne aldığını saymak biraz zor ve de sayabileceğimden emin değilim :D Yemeği satın aldığımız yerin oturacak bir bölümü olmadığından çaktırmadan başka bir dükkana oturduk. O akşamdan kalma olduğu için biraz sessizdi ama yine de konuşmaya çalışıyordu.

Yemeğimiz bitince konserin olacağını düşündüğümüz yere doğru yürümeye başladık. Büyük bir kuyruk görünce merakıma yenik düştüm -iyi ki de düşmüşüm. Kuyruk benim gitmek istediğim programa aitmiş. Program 16.00'da başlayacaktı. Saat ise 15.15 idi. Beklemeye karar verdik. Bu arada da kart oynadık.

Sonunda içeri girmeyi başardık ve güzel de bir yerimiz vardı. Lana Del Rey saat 20.00'da çıkıyordu. İnsanın zamanını güzel şarkılar dinleyerek geçirmesi kadar güzel bir şey yok. Hiçbir grup veya şarkıcı beni hayal kırıklığına uğratmadı. ...ama sıralama yapacak olursak Lana Del Rey en beğendiklerim arasında 2. sırada geldi. Christine and The Queens'in hemen ardından. Bu mükemmel akşam saat 00.30'da sona erdi. Yani en azından bizim için. Metroya atlayıp evlerimize doğru yola koyulduk. Eve geldiğimde saat 1.30 idi. Evin ortanca kızı ve arkadaşları öylesine konuşuyorlardı. Ben de onlara katıldım. Kems oynadık. Saat 2.30'da da yatma fırsatını ancak bulabildim. Bugünkü programımı ayarlamamın hemen ardından.

...ve son olarak neden 45 dakika? Çünkü o beklediğim 45 dakikanın her dakikasına değdi.

Birazdan yeni yazımda görüşmek üzere!

21 Haziran 2014 Cumartesi

UZUN BİR GÜNÜN SABAHI!

Merhabalar! Dün eve azıcık geç geldim bu nedenle fırsat bulamadım. ... ama şuan yazabileceğim en erken saatte yazıp bunu telafi etmeye çalışacağım.

Uzun lafın kısası evden çıktım okuldayım. İlginç bir şey olmadı. Okulda dersimize Anne yerine adını şuan unuttuğum ama öğrenirsem kesinlikle söyleyeceğim bir öğretmen girdi. Ders boyunca 1 saniye olsun susmadım sanırım -tabi ki de Fransızca konuşuyordum. Sonunda öğretmenim biraz da diğerlerine söz vermemi istedi. Bir kaç öğretmenden de çok hızlı ilerleyip, öğrendiğimi duyunca bir hayli sevindim.

Öğle yemeği için Bryan, Julie ve Julie' nin sınıf arkadaşlarıyla bir Çin lokantasından paket yemek alıp, merdivenlerde yemeye karar verdik. Yemeğimizi -daha doğrusu yemeklerini- yedikten sonra dersime gitmem gerekti.

Cuma günleri öğleden sonra kültür dersimiz var. Politikayı ne kadar sevdiğim göz önünde bulundurulursa benim için bir hayli eğlenceliydi. Paris'teki ünlü park ve anıtlardan bahsetmeyi de unutmadık tabi ki.

Son dersim için ise anlamadığım bir konuyu tekrar dinledim. Bu arada flash-card'ların çok işe yaradığını düşünüyorum, yeni bir dil öğrenmek isteyenlere kesinlikle tavsiye ederim!

Bu bol dersli gün ve haftanın arkasından güzel bir arayı hak ettiğimi düşünerek Bryan ve Julie ile buluştum. Aslında Bryan ile buluştum, sonrasında Julie'yi almaya gittik ama pek bir şey farkettirmez sanırım. Hep beraber saçma sapan espriler yapıp, saçma sapan gülerek Notre Dame'a doğru yola koyulduk. Herkes çok acıkmıştı bu nedenle bir restoranta oturmaya karar verdik. Yemeğimizi yerken tren partisine -trene girip, müzik açıp, dans ediyorsun- davet edildik. Bir çok insan vardı. Öylesine sokakta konuşuyorduk. Parti 10.30'a kadar başlamayınca ben de eve dönmek zorunda kaldım -annemler endişelenmesin diye. Eve geldiğimde saat 12 idi. Bu nedenle annemlere haber verip uyudum.

Bugün de Fete de la Musique var. Hayırlısı bakalım!

19 Haziran 2014 Perşembe

YİNE BİR GÜN!

Merhabalar! Çok şaşırtıcı bir şekilde (!) yorucu bir günün ardından yine sizlerleyim...

Sabah seremonisini atlamaya karar verdim ama küçük bir şey söyleyeyim -farklı bir şey. Aile annem erkenci olduğumu söylediğinde çat-pat Fransızcamla ve sabah sersemliğiyle cevap vermeye çalışmam kadar utandırıcı bir şey olamazdı. Kısaca Türkiye'de bu saatin 8.00 olduğunu söyleyene kadar canım çıktı.

Yeni sınıfımda ilk gün: mükemmel, öğretici, ayrıca da seviyeme uygun! Öğretim Anne... Çok canlı, komik ve güler yüzlü. Grammer yapıyoruz...

Öğle yemeğine bu sefer sadece ben, Bryan ve Julie üçlüsü olarak çıktık. Pret et Manger'de yemeye karar verdik. Yemek yerken insanlarla oturmanın başlıca yararlarından biri muhabbet iyi oluyor. Yemeği bitirdikten sonra Julie 'ye kahve almak adına Pain de terre adlı bir dükkana gittik.

Dersim yine Agnes 'le idi. Bu sefer cidden çok önemli şeyler öğrendiğimi düşünüyorum -Subjonctif. Aslına bakarsanız sanırım Agnes'e giderek alışıyorum!

Atölye dersinde şuan adını unutmamdan dolayı suçluluk duyduğum bir öğretmen geliyor. Bana istediğim her konuda yardım etti, bu nedenle çok müteşekkirim. Dersimden 20 dakika erken çıkıyorum çünkü Julie ile Notre-Dame yani Ile de la Cite'ye gitmeye karar verdik.

Yolda yürürken birçok farklı konudan bahsediyoruz. Şansızlığımıza girmeye çalıştığımız her yer kapalı. Sanırım biraz geç oldu. Yürümeye devam ediyoruz ve Place de la Concorde'a geldiğimizde ben onu metroya binmesi için uğurluyorum.

Kendim yürümeye devam ediyorum. Önce farkında olmadan Galerie La Fayette sonra da Republique'e. Uzun bir yürüyüş ve uzun bir gün oldu. Annemlerle de konuştuğumu göre biraz çalışıp güzelce dinlenmenin vaktidir!

Sizin de benim kadar eğleniyor olmanız dileğiyle!


18 Haziran 2014 Çarşamba

APRES DOUCHE!

Duşumu alıp, Fransızca flascard'lar için kelimeleri hazırladığımı göre blog'umu yazabilirim. Aslında tamamen üşengeçlikten dolayı yazmayabilirdim -vicdanım elvermedi- ama işte buradayım...

Bugün ne yaptım? Sabah kalktım, kahvaltımı -corn flakes- ve kahvemi hazırladım -makine. Aile annemin doğum günü olduğunu öğrenip, kutladım ve okula doğru yola koyuldum.

İlginç bir şey olmadı ama derste çok konuştuğumu düşünüyorum -çok ilginç(!) Öğle yemeğini Bryan' la yemeye karar vermenin ardından Julie ve Julie'nin sınıf arkadaşlarıyla karşılaştık -bir hayli büyük bir grup. Hep beraber yemeye karar verdik. Önce bir Çin restoranında şansımızı denedik ama yer olmadığını görünce Mexica restoranına geçtik. Biftekli Burito yedim ve şunu söylemeliyim: bu kadar doyurucu bir şey yok. Ardından kahve içmek adına Starbucks'a gittik. Yeni olarak tek bir kişiyle tanıştım Julian: bilgisayarla ilgili bir şeyler yapıyor... Ben dersim için kalktığımda herkes kalktı!

Dersimize adını yazabileceğimi düşünmediğim çok eğlenceli bir öğretmen girdi. Dinleme ve konuşmaya yönelik aktiviteler  yaptık. O kadar çok konuşmuşum ki belirtmek istiyorum: dersten çıktığımda İngilizce veya Türkçe düşünemiyor veya konuşamıyordum...

Bu arada öğretmenim Bruno aniden benim 4 sınıf üstte olmam gerektiğine karar vermiş. Yehuuu!!!? Yeni sınıfıma yarın başlıyorum!

Derslerim bittikten sonra öylesine şehrin diğer yakasına yürümeye karar verdim... ki bu da Montmartre oluyor. Ressamlar Tepesi ve Basilica de Sacre Couer (Gizli Kalp). Öylesine dolanıp birkaç fotoğraf çekindim. İnsanlardan fotoğrafı çekmelerini FRANSIZCA bir şekilde istesem mucizevi şekilde denemelerim başarıya ulaştı... Hatta fotoğrafımı çeken bir beyefendiyle -Norveçli- sohbet bile ettik. Dönerken bir sokak satıcısı bileğimi bileklik dolamaya çalışsa da sonucu pek iyi olmadı... Böylece saat 9.30 olduğundan eve dönmeye karar verdim. Haritam olmadığından birkaç kere yanlış yola sapsam da yolumu kolayca bulabildim!

Eh, eve gelince aynı ritüeller: Aile ile konuş, duş al, ders çalış ve sonunda blog yaz -şikayetçi değilim yanlış anlaşılmasın!

Eh uyku saatim de geldi! Umuyorum ki yarın görüşmek üzere...

YORGUNUM!

Bu yazıyı dün yazamayacak ya da yayınlayamayacak kadar yorgundum ama hiçbir günü atlamak istemediğimden şimdi yazıyorum geç olsun, güç olmasın...

Fransa'da ilk kahvemi 2. okul günümde içtim. Neden? 1. gün o kadar yoruldum ki bu iş kahvesiz olmaz diye düşündüm.

Neyse, sonuçta yürüyerek okula gittim ve dersim başladı. Öğretmenim dünyanın en şirin ve anlatabilen öğretmeni olmasına rağmen, sınıfta en iyi konuşanlardan biriydim ve anlattıkları çok basit geliyordu. ama İtiraz etmedim çünkü bildiklerimi tekrar etmenin bana iyi geleceğini düşündüm. Arada bir uykuya dalacak olsam da bir problem olmadı.

Öğle arasında Bryan*, Julie ve Camilia(Colombialı) ile yemeğe çıkalım dedik. Bryan bildiği güzel bir cadde olduğunu söyledi, biz de ona güvenip yola koyulduk. Caddeyi gezdikten sonra hiçbir yerde karar kılamayıp kahve içmeye karar verdik... Yine de bir gün o caddede metro vagonu şeklindeki bir restoranda yemek için sözleştik. Starbucks'a gidip oturduktan sonra zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım. Yorum yorumu getiriyor. Dersime 20 dakika geç kalsam da değmişti.

Öğretmenim Agnes. Normalde C1 lere ders veriyor. ...ama benim A2 ile B1 arasında bir yerde bulunduğum göz önünde bulundurulursa biraz fazla hızlı. Yine de onu yetişmeye çalışırken kendimi zorladığımdan Fransızca'mı daha hızlı geliştirme fırsatı buldum belki de... Son dersimi de alıp L'arc De Triomph'a gitmeye karar verdim -direkt, eve uğramadan... Giderken birkaç fotoğraf çektirip boş boş dolaştım... Aynı şekilde gelirken!

Eve geldiğimde o kadar yorgundum ki -kahveye rağmen!- saat 10'da birazcık Fransızca çalışıp hemen uyuyuverdim...

Belki sizin için fazla bir aksiyon yok, ama benim için Fransa'da geçirmeyi umduğum o mükemmel günlerden biriydi!

16 Haziran 2014 Pazartesi

Bir Gencin Günlüğü

Şuan fiziksel açıdan yorgunluğun bir üst seviyesi varsa onu yaşıyorum. Aynı zamanda eğer zihinsel açıdan çok mutlu olmanın bir üst seviyesi varsa onu da yaşıyorum... ve evet kursta birinci, Paris'te ikinci günüm diyebilirim. Nasıl geçti diyecek olursanız, yazdığım iki üç cümleden anlamış olduğunuzu umut ediyorum! Şimdi de neler yaptığıma gelelim...

8.15'de okulda olmam gerektiğinden sabah 6.30'da kalkmaya planlayıp, alarmımı kurup, yatmıştım ama küçük bir problem oluştu... Saati değiştirdiğim halde alarm Türkiye saatine göre ayarlandığından çalmadı. Neyse ki, ilk gün heyecanından olsa gerek kendiliğimden uyandım. Corn Flakes'ten oluşan kahvaltımı edip yola koyuldum. Kıyafet seçme sürecimin bir hayli uzun sürdüğünü söylemeden geçemeyeceğim...

Yol yaklaşık on beş- yirmi dakika sürdü ama okul binasını bulamamam sebebiyle yedi sekiz tur atmam gerekti. Sonunda okula giriş yaptığımda saat 8.15'ti -en azından geç kalmadım, dakikliğin bu kadarı... Production oral ve ecrit bölümlerini içeren küçük bir test olduktan sonra sınıflarımıza geçtik. Daha tanışmamış olsam da öğretmenimin adı Bruno. Umarım adı kadar şirindir. Pazartesi günleri sabahtan konuşma dersimiz olduğundan geçici öğretmenimiz Elisa. İyi birine benziyor, hatta iyi anlaştığımızı bile söyleyebilirim. Zaten en iyi arkadaşının da Türk olduğu düşünülürse Türkleri sevmesine şaşmamalı!

Herkesle konuşmama rağmen, uzun ve zorunlu olmayan bir diyalog kurduğum tek kişi Brian. California'dan gelmiş -L.A. Fransızca öğrenmeye yeni başlamış ve 12 hafta boyunca burada. Yani 8 hafta daha... Daha iyi tanıma fırsatını bulursam emin olun size de anlatacağım!

Oyunları da içeren konuşma egzersizleriyle zamanın nasıl geçtiğini bile anlamasam da saat 1 olmuştu... Ara zamanı! Resepsiyona indiğimde birkaç kez merhabalaştığım İrlandalı arkadaşım Julie'yi gördüm. Kahve içmek isteyip istemeyeceğimi sordu. Neden olmasın ki! :) Beraber Starbucks'a -çok orijinal- gidip birer Americano içtikten sonra Julie Hunger Games'i Fransızca okumak istediğinden bir kitapçı aramaya koyulduk. Biraz yürüyüşün karşılığında istediği kitabı alabilmiştik. Okulun bulunduğu bulvara -Grand Boulevard- geri döndüğümüzde o misafir ailesine gitmek için metroya bindi, bense doğru okuluma. Söylemeyi unuttum sanırım. Ben olabilecek en yoğun kursu alıyorum. Bu da demek oluyor ki tüm gün okuldayım -Hurrayyy(!)

Bu sefer dersim Nicholas ile idi. Sınıfımın bir kısmı gitmiş olmasına rağmen çok verimli ve eğlenceliydi.

... ve son periyot! Öğretmen eşliğinde istediğimiz konulardaki eksiklerimizi kapatıp, tekrar etmek amacıyla oluşturulmuş sanırım. Bir saat boyunca yoğun bir Grammer çalıştıktan sonra evime doğru yola koyuldum. Gezmek istiyordum ama eve dönüp ayakkabılarımı değiştirmem gerekiyordu.Yolda giderken şans eseri ikinci el kitaplar satan bir dükkan buldum ve seviyeme uygun olduğunu umut ettiğim beş kitap aldım.

Eve uğrayıp, ayakkabılarımı değiştirip, aileme haber verdikten sonra güzel bir yürüyüş için Louvre'a doğru yola koyuldum. Birçok fotoğraf çekip aynı zamanda küçük küçük caddelerden geçmek sanırım Paris'te yapılacak en güzel şeylerden biri! Louvre'a girmesem de çevredeki yapıları dışarıdan görüp 13 km yürüme fırsatını elde ettiğim için çok mutluyum!

Eve döndüğümde saat 9.40 idi. Hemen duşa girip bu yazıyı yazmaya koyuldum... Şimdi de biraz Fransızca çalışmanın tam zamanı!

Yarın Görüşmek Üzere...

15 Haziran 2014 Pazar

İNANMAK İSTİYORUM

Bir şeyler yazmak istiyorum; güzel, marjinal bir şeyler... Yazmaya başlarken bir boşluk duygusu oluşuyor kafamda, sonrasında da bir konu. Bugün aklıma gelen konu ise YILBAŞI. Herkes için bir umut kaynağı olan şu mucizevi gece hani? Bütün hayatımızın değişeceği, dileklerimizin gerçekleşeceği gece! Dürüst olmalıyım değil mi? Yoksa kendime yazarken bile dürüst olamıyorsam ne zaman olabilirim? Gerçekten inanıyor muyuz her şeyin bir gecede değişeceğine, güzelleşeceğine; yoksa sadece inanmak mı istiyoruz? Ben, kendim adına konuşacak olursam inanmak istiyorum... Her yıl hiç sıkılmadan yaptığım gibi sayısız dilek dilemek, gülerek girmek istiyorum yeni yıla... Nasıl girersen öyle geçer yılın derler ya, umarım bu cümle doğruluğunu kanıtlar artık bu yıl. Yeni yıla güzel bir yıl ve yeni başlangıçlar umuduyla giren herkesin yılının mükemmel geçeceğine inanmak istiyorum! Geçmezse de umudu yitirmeyelim, her sene yaptığımız gibi! Herkesin Yeni Yılı kutlu olsun!

Bir Gencin Gözünden

O anki tadı vermesi ümidiyle yaşadığım anda yazıp, sonradan birleştirmeye karar verdim... Aklınıza farklı bir öneri gelirse söylemekten çekinmeyin lütfen!

Evet, gelelim asıl konuya... Sabah 5'te başladı yolculuğum. Uyandık, giyindik ve çıktık -zaten her şey topluydu. Annemler ben gideceğim: ben ise, gidiyorum diye tutulduk bir gerginliğe. Benim tabirimle geleneksel nutuklaşmamızı yapalım dedik. Neyse ki ağzımızda kötü bir tat bırakmadan unutuldu gitti...

...ve terminaldeyiz. Bavuluma doldurduğum eşyalardan birkaçını boşaltmaya çalışıyoruz annemle -ki bavul patlamasın. Sonuçta başarıyoruz ve 15. perona gidiyoruz. Herkeste buruk bir mutluluk var aynı nedenden ötürü -benim için seviniyorlar ama gideceğim için üzgünler, ben de onlar üzüldüğü için üzgünüm. Vedalaşıyoruz, otobüse biniyorum ama yetmiyor, çıkıp tekrar vedalaşıyorum. Gözlerim dolsa da ağlamıyorum, çünkü biliyorum ki ben ağlarsam onlar da ağlayacak, işte o zaman işler cidden karman çorman.
Otobüs yolculuğunu Koyver Gitsin ve Bella dinleyerek geçiriyorum, feribottayken de fırsat bulmuşken bir güzel deniz havasını içime çekiyorum. Huzurluyum. İlk defa. Acelesi olan, sırada birbirlerinin önüne geçmeye, hatta dolu banka oturmaya çalışan insanlara bile kızmıyorum...


Sonunda hava alanına geldim... Online check-in yapmış olduğumdan hemen içeri geçiyorum ve kapımı buluyorum. Geriye sadece Lounge'a girip beklemek kalıyor ama maalesef istediğim Lounge yok. Neyse ki mucizevi bir şekilde Lounge görevlisi beni içeri alabileceğini söylüyor. Mükemmel bir şey. Günüm daha iyi başlayamazdı...

Uçaktayım. Aynı anda heyecan, mutluluk, üzüntü, gerginlik ve birçok duygu daha hissediyorum. Kalkıştan sonra yanımda oturan iki Fransız beyefendiyle yol boyunca sohbet ediyorum. Bana nerelerin gezilmesi gerektiğini anlatıyorlar. Ekonomiden siyasete birçok konu hakkında daha iyi bilgi sahibi olma şansını elde ediyorum... Koltuğumun 5D (koridor yanı) olması sebebiyle şimşek gibi fırlıyorum uçaktan... Gümrükten geçtikten sonra bavul almaya gidiyorum. İlk benim bavulum geliyor. Cidden bugün kader yüzüme gülüyor. Ya da ben her şeyi iyi yönünden görüyorum.

Metroya bindiğimde ışıkların çalışmadığını farketsem de oturuyorum. Fransız beyefendiler bahsetmişlerdi... Grev! Sağlık olsun zaten acelem de yok :) Bir Kanadalı, bir Hindistanlı, iki Cezayirli olmak üzere dört insanla tanışıyorum. Kanadalı sihirbazlık gösterisi yapıyor. Diğerlerinin de sohbeti iyi. En azından boş boş beklemiyorum. Bir anda herkes ayağa kalkıyor. Farklı bir metro gelmiş. Apar topar ona binmeye çalışıyoruz ama tıka basa dolu. Son anda birisi yardım eli uzatıyor ve metroya binebiliyorum. Texas Üniversitesinden sosyoloji profesörüyle karşılaşıyorum bu sefer de... Birçok farklı konudan bahsediyor. Daha çok o konuşsa da zevk alıyorum. Birçok şehri ve ülkeyi barındıran bir tur yapacaklarmış.

Sonunda metrodan iniyorum. Birkaç kez yanlış yoldan gitsem de sitenin önündeyim... ama küçük bir problem var ön kapıyı açamıyorum. Sonuçta siteden birinin çıkmasını veya siteye birinin girmesini bekliyorum. Nihayetinde bir bayan giriyor. Bana ailemin oturduğu apartmanı söylüyor. Üçüncü kattalar. Bavulumu taşımak biraz zor ama ne yapalım!
Yerleşiyorum, bana çok iyi davranıyorlar. Annemle babama haber veriyorum. Umarım gönülleri rahattır, pek ihitmal vermesem de... Charlie Chaplin' den The Kid' i izliyorum. Şuanda da anlamış olabileceğiniz üzere parçaları birleştirmekteyim...

Bakalım yarın neler getirecek...