Sanırım bu anlatılması, hatırlanması en zor gün... Şehir büyük, zaman az, anlatılacak düşünce çok... Sabah tam bir karmaşa! Duş almam gerekiyor, ayrıca da hazırlanmam, aynı zamanda tedbirli olmalıyım yani gara erken gitmeliyim. Ama tamamen telefonumun suçu olmasına rağmen bu istediğim şeylerin hiçbirini yapamıyorum. Çünkü 5.45'te çalması gereken saatim çalmıyor. 6.30'da kendi kendime uyanıyorum, bir panik harbidir alıyor. Hızlıca corn-flakes'imi yiyip, giyinip, duş alamadan evden çıkıyorum. 7.15'te gardayım -Gare du Nord. Biraz piyano çalıyorum ardından da 7.46'da olan TGV. Güzel ve rahat bir yolculuk geçirdikten sonra 8.45'te Lille'deyim -Gare Lille-Europe.
Garda Tourist Information yok maalesef. Şehir merkezi yürüyerek beş dakikalık uzaklıkta. Önce yavaş yavaş yürüyüp biraz şehri tanıyorum. Sonrasında da Tourist Information'ı Fransızca'mın çok iyi olduğunu vurgulayan bir bayan yardımıyla buluyorum -güne mutlu başlamak da güzel. Bugün pazar bu nedenle saat 10'da açılacakmış. Saat 10'a kadar biraz şehri görüp, biraz kafa dinleyip, biraz dinlenebilirim. Sanırım koca şehirde tek açık olan marketten maden suyu alıyorum. Sonrasında da adının Charles De Gaulle olduğunu öğreneceğim bir meydanın büyük çeşmesine oturuyorum -üzerine değil tabi ki! Tourist Information'a gittiğimde bana başta küçük pek anlaşılmayan bir harita veriyorlar. Ne gezebileceğim yerler işaretlenmiş ne de tarihleri anlatılıyor -maalesef. Bu durumdan pek de hoşnut kaldığım söylenemez bu nedenle, 5 tane yürüyüş turunu içeren bir kitapçık satın alıyorum. Öncelikle Old Lille'den başlıyoruz -Lille'in çok eski bir kısmı, otantik caddeler, binalar... Kısaca her şeyi mükemmel.
Tourism Information'un yer aldığı Palais Rihour ardından da Palais Rihour'un yer aldığı Place Rihour. Rue du Palais Rihour ve sonunda Place de Charles De Gaulle. Bu küçük turda hatırı sayılır sayıda fazla durak noktası var. Belki siz yerlerin adlarını pek önemsemiyorsunuz ama bir tur yapmak isterseniz, bu tur gayet işlevsel. Vieille Bourse, Grande Garde, Place du Theatre, Opera, Chambre du Commerce. Bu arada söylemeyi unutmadan birçok video çekiyorum ve videolarımda tarihlerini anlatmayı unutmuyorum. Devam etmek gerekirse Rand du Beauregard, Rue de la Bourse, Rue des chats Bossus, Pasage de la Treille ve Rue de la Monnaie. Burada ufak bir ayrıntı vereceğim, bu sokağın köşesinde Aux Merveilleux adlı bir pastahaneyi eğer giderseniz denemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum. Ben şahsi olarak kahveli muffin yedim, bu nedenle onu tavsiye ediyorum ama diğerlerinin de çok güzel olduğuna çok eminim. Ayrıca Lille'de neredeyse hiçbir müzeye girmiyorum, çünkü şehiri gezmeye zamanım tamı tamına yetecek. Rue au Peternick, Place aux Oignons, Notre Dame de la Treille -şehrin en önemli katedrali ve sanırım yapısı-, Rue de Weppes, Rue de Cirque, Rue Lepelletier ve Rue Esquermoise. Sanırım bugün yemek üzerine kurulmuş çünkü şehrin en önemli şeker dükkanı Meert'teki taze kokulara dayanamayıp, küçük çikolatalı sütlü ekmek alıyorum -spesyali.
Bu küçük, tarihi, siz pek farkedemeseniz de bilgi dolu turum sona eriyor ve biraz dinlenmek için Mc Donalds'a oturuyorum. Telefonumu şarj ederken annemlerle konuşuyorum, aynı zamanda şehir ile ilgili bilgileri okuyorum. Gözüme pazar günleri tüm Lille halkının gittiği Place du Concert'te yer alan bir pazar çarpıyor. Çok mutlu oluyorum ve anında o atmosferi hissetmek istediğime karar veriyorum. Koşarak Mc Donalds'tan çıkıyorum ve yine koşarak Place du Concert'e gidiyorum. Aslında diğer turuma başlamam gerekiyor ama bana göre bir şehrin kalbi pazarıdır... Pazar gerçekten çok güzel. Çocuklar anneleri, evliler eşleri için çiçek alıyor. Birçok peynir ve et dükkanı var, tabi aynı zamanda sebze. Bu güzel pazarın tadını tamamen çıkardığıma emin olduktan sonra, yeni turuma başlıyorum: 19th Century Lille. Bu tur ise Place du Republique'ten başlıyor -aynı Paris'te oturduğum meydan gibi. Burada the Prefecture ve Louvre'dan sonra Fransa'nın en büyük müzelerinden biri olan Palais des Beaux Arts yer alıyor. Müzeleri bu gezimde tercih etmediğimi söylemiştim ve ayrıca modern sanat olduğunu söyleyemeyeceğim, bu nedenle ilgimi çekmedi. General Faidherbe heykelinden Theatre Sebastopol'a gidiyorum ama maalesef Afganistan için bir eylem var ve çok kalabalık. Neyse ki sonunda tiyatro önüne gelip bir fotoğraf çektirmeyi başarıyorum. Coilliot, Rue Auguste Angellier, Boulevard Jean Baptiste -aynı zamanda bir parkı var-, station Saint Saveur -fuar merkezi-, Boulevard de la Liberte. Bu turum da bitiyor. Normalde Tourism Information'a gitmemiz gerekiyor -3. tura başlamak için- ama ben kendi turumu, kendime göre düzenliyorum ve yaklaşık 1.30 saat kazanıyorum.
Turun adı, Saint Saveur district. Önce Old Paris Gate, Hotel de Ville, Fort de Reduit, Noble tour, Saint Saveur Pavillon. Biraz rotayı değiştirsem de tüm yerleri görmeye kararlıyım. Hospice Gantois, The Refuge of the Abbaye de Machiennes, cour de Brigittines, Rue de Paris ve son olarak Sait Maurice church. Bu turumuz da bitiyor. Yorgunum, çünkü sıcak ve çünkü çok yürüdüm. Yine Mc Donalds'a oturuyorum. Niye Mc Donalds diye düşünüyorsanız hemen söyleyeyim, pazar günü açık olup, interneti olan nadir yerlerden.
Çok uzun oturmuyorum, çünkü bu kadar güzel bir şehirde oturmak cidden kendime yakıştıramadığım bir şey. From the Jesuit College to Sainte Catherine Church adlı turuma başlıyorum. Yolda giderken bir kurabiyeci görüyorum, güzel, beyaz çikolatalı bir kurabiye alıyorum. Şimdi turumu anlatayım. The Former Jesuit College, Saint Etienne Church, P'tit Quinquin, Quai du Waullt -burada biraz oturup gölü izliyorum-, Minimes Convent, Jardin Vauban -fotoğraf çektirmek için aşırı çaba sarfediyorum- ve belki de şehirin en ünlü yapısı Citadelle. Hala canlı bir ordu karargahı. Burada Türk Bayrağı'nı görmek beni şaşırtsa da aynı zamanda gurur da veriyor. Kıyısında güzel bir yürüyüş yapıyorum. Sırada Rue de la Barre, the Sainte Catherine Church, rue Royale, Nouveau Siecle, Hotel de Beaupaire... ve gerçekten 4. turumu bitirmiş oluyorum. 5. turum için dinlenmeye ihtiyacım var, çünkü normalden daha uzun bir yürüyüş olacak. Bir dondurma alıyorum ve güneş yüzüme vururken, fıstıklı, çikolatalı dondurmamı yiyorum. Böyle zevkler anlık olsa da yaşamanın güzelliğini anlatıyor.
...ve son tur: Euralille. Tamamen 21. yüzyıl yapıtlarını kapsayan bir tur. Lille Grand Palais'tan başlıyor. Adından Palais içermesi sizi yanıltmasın, aslında çok yeni ve sergi ve kongreler için kullanılıyor. Sonrasında belirli kuleleri gördükten sonra Gare Lille-Europe'a gidiyorum. Çünkü saat 8.30 ve artık bilmediğim bir yerde geç bir saatte dışarıda kalmanın güvenli olduğunu düşünmüyorum. Trenim 22.13'te ama şansıma garda bir piyano var, aynı zamanda internet... ve yine şansıma birkaç notamı getirmiştim. Bu nedenle yaklaşık iki saat boyunca piyano çalıyorum ve insanlar çok beğeniyor bu nedenle gururum okşandı ve çok mutluyum.
Trenim 1st class. Trende Fransızca çalışıyorum. 15 dakika civarında da uyuyorum. 23.14'te Gare du Nord'dayım ve metroya binip evime dönüyorum.
Çok yorucu ve dolu bir gündü ama Lille kesinlikle görilmeye değiyor. Son gördüğüm şehrin Lille olmasına çok seviniyorum, çünkü Fransa'yı çok güzel hatırlayacağım...
Bir dahaki sefere sizinle!
Posted via Blogaway