Şuan fiziksel açıdan yorgunluğun bir üst seviyesi varsa onu yaşıyorum. Aynı zamanda eğer zihinsel açıdan çok mutlu olmanın bir üst seviyesi varsa onu da yaşıyorum... ve evet kursta birinci, Paris'te ikinci günüm diyebilirim. Nasıl geçti diyecek olursanız, yazdığım iki üç cümleden anlamış olduğunuzu umut ediyorum! Şimdi de neler yaptığıma gelelim...
8.15'de okulda olmam gerektiğinden sabah 6.30'da kalkmaya planlayıp, alarmımı kurup, yatmıştım ama küçük bir problem oluştu... Saati değiştirdiğim halde alarm Türkiye saatine göre ayarlandığından çalmadı. Neyse ki, ilk gün heyecanından olsa gerek kendiliğimden uyandım. Corn Flakes'ten oluşan kahvaltımı edip yola koyuldum. Kıyafet seçme sürecimin bir hayli uzun sürdüğünü söylemeden geçemeyeceğim...
Yol yaklaşık on beş- yirmi dakika sürdü ama okul binasını bulamamam sebebiyle yedi sekiz tur atmam gerekti. Sonunda okula giriş yaptığımda saat 8.15'ti -en azından geç kalmadım, dakikliğin bu kadarı... Production oral ve ecrit bölümlerini içeren küçük bir test olduktan sonra sınıflarımıza geçtik. Daha tanışmamış olsam da öğretmenimin adı Bruno. Umarım adı kadar şirindir. Pazartesi günleri sabahtan konuşma dersimiz olduğundan geçici öğretmenimiz Elisa. İyi birine benziyor, hatta iyi anlaştığımızı bile söyleyebilirim. Zaten en iyi arkadaşının da Türk olduğu düşünülürse Türkleri sevmesine şaşmamalı!
Herkesle konuşmama rağmen, uzun ve zorunlu olmayan bir diyalog kurduğum tek kişi Brian. California'dan gelmiş -L.A. Fransızca öğrenmeye yeni başlamış ve 12 hafta boyunca burada. Yani 8 hafta daha... Daha iyi tanıma fırsatını bulursam emin olun size de anlatacağım!
Oyunları da içeren konuşma egzersizleriyle zamanın nasıl geçtiğini bile anlamasam da saat 1 olmuştu... Ara zamanı! Resepsiyona indiğimde birkaç kez merhabalaştığım İrlandalı arkadaşım Julie'yi gördüm. Kahve içmek isteyip istemeyeceğimi sordu. Neden olmasın ki! :) Beraber Starbucks'a -çok orijinal- gidip birer Americano içtikten sonra Julie Hunger Games'i Fransızca okumak istediğinden bir kitapçı aramaya koyulduk. Biraz yürüyüşün karşılığında istediği kitabı alabilmiştik. Okulun bulunduğu bulvara -Grand Boulevard- geri döndüğümüzde o misafir ailesine gitmek için metroya bindi, bense doğru okuluma. Söylemeyi unuttum sanırım. Ben olabilecek en yoğun kursu alıyorum. Bu da demek oluyor ki tüm gün okuldayım -Hurrayyy(!)
Bu sefer dersim Nicholas ile idi. Sınıfımın bir kısmı gitmiş olmasına rağmen çok verimli ve eğlenceliydi.
... ve son periyot! Öğretmen eşliğinde istediğimiz konulardaki eksiklerimizi kapatıp, tekrar etmek amacıyla oluşturulmuş sanırım. Bir saat boyunca yoğun bir Grammer çalıştıktan sonra evime doğru yola koyuldum. Gezmek istiyordum ama eve dönüp ayakkabılarımı değiştirmem gerekiyordu.Yolda giderken şans eseri ikinci el kitaplar satan bir dükkan buldum ve seviyeme uygun olduğunu umut ettiğim beş kitap aldım.
Eve uğrayıp, ayakkabılarımı değiştirip, aileme haber verdikten sonra güzel bir yürüyüş için Louvre'a doğru yola koyuldum. Birçok fotoğraf çekip aynı zamanda küçük küçük caddelerden geçmek sanırım Paris'te yapılacak en güzel şeylerden biri! Louvre'a girmesem de çevredeki yapıları dışarıdan görüp 13 km yürüme fırsatını elde ettiğim için çok mutluyum!
Eve döndüğümde saat 9.40 idi. Hemen duşa girip bu yazıyı yazmaya koyuldum... Şimdi de biraz Fransızca çalışmanın tam zamanı!
Yarın Görüşmek Üzere...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder