Evet, gelelim asıl konuya... Sabah 5'te başladı yolculuğum. Uyandık, giyindik ve çıktık -zaten her şey topluydu. Annemler ben gideceğim: ben ise, gidiyorum diye tutulduk bir gerginliğe. Benim tabirimle geleneksel nutuklaşmamızı yapalım dedik. Neyse ki ağzımızda kötü bir tat bırakmadan unutuldu gitti...
...ve terminaldeyiz. Bavuluma doldurduğum eşyalardan birkaçını boşaltmaya çalışıyoruz annemle -ki bavul patlamasın. Sonuçta başarıyoruz ve 15. perona gidiyoruz. Herkeste buruk bir mutluluk var aynı nedenden ötürü -benim için seviniyorlar ama gideceğim için üzgünler, ben de onlar üzüldüğü için üzgünüm. Vedalaşıyoruz, otobüse biniyorum ama yetmiyor, çıkıp tekrar vedalaşıyorum. Gözlerim dolsa da ağlamıyorum, çünkü biliyorum ki ben ağlarsam onlar da ağlayacak, işte o zaman işler cidden karman çorman.
Otobüs yolculuğunu Koyver Gitsin ve Bella dinleyerek geçiriyorum, feribottayken de fırsat bulmuşken bir güzel deniz havasını içime çekiyorum. Huzurluyum. İlk defa. Acelesi olan, sırada birbirlerinin önüne geçmeye, hatta dolu banka oturmaya çalışan insanlara bile kızmıyorum...
Sonunda hava alanına geldim... Online check-in yapmış olduğumdan hemen içeri geçiyorum ve kapımı buluyorum. Geriye sadece Lounge'a girip beklemek kalıyor ama maalesef istediğim Lounge yok. Neyse ki mucizevi bir şekilde Lounge görevlisi beni içeri alabileceğini söylüyor. Mükemmel bir şey. Günüm daha iyi başlayamazdı...
Uçaktayım. Aynı anda heyecan, mutluluk, üzüntü, gerginlik ve birçok duygu daha hissediyorum. Kalkıştan sonra yanımda oturan iki Fransız beyefendiyle yol boyunca sohbet ediyorum. Bana nerelerin gezilmesi gerektiğini anlatıyorlar. Ekonomiden siyasete birçok konu hakkında daha iyi bilgi sahibi olma şansını elde ediyorum... Koltuğumun 5D (koridor yanı) olması sebebiyle şimşek gibi fırlıyorum uçaktan... Gümrükten geçtikten sonra bavul almaya gidiyorum. İlk benim bavulum geliyor. Cidden bugün kader yüzüme gülüyor. Ya da ben her şeyi iyi yönünden görüyorum.
Metroya bindiğimde ışıkların çalışmadığını farketsem de oturuyorum. Fransız beyefendiler bahsetmişlerdi... Grev! Sağlık olsun zaten acelem de yok :) Bir Kanadalı, bir Hindistanlı, iki Cezayirli olmak üzere dört insanla tanışıyorum. Kanadalı sihirbazlık gösterisi yapıyor. Diğerlerinin de sohbeti iyi. En azından boş boş beklemiyorum. Bir anda herkes ayağa kalkıyor. Farklı bir metro gelmiş. Apar topar ona binmeye çalışıyoruz ama tıka basa dolu. Son anda birisi yardım eli uzatıyor ve metroya binebiliyorum. Texas Üniversitesinden sosyoloji profesörüyle karşılaşıyorum bu sefer de... Birçok farklı konudan bahsediyor. Daha çok o konuşsa da zevk alıyorum. Birçok şehri ve ülkeyi barındıran bir tur yapacaklarmış.
Sonunda metrodan iniyorum. Birkaç kez yanlış yoldan gitsem de sitenin önündeyim... ama küçük bir problem var ön kapıyı açamıyorum. Sonuçta siteden birinin çıkmasını veya siteye birinin girmesini bekliyorum. Nihayetinde bir bayan giriyor. Bana ailemin oturduğu apartmanı söylüyor. Üçüncü kattalar. Bavulumu taşımak biraz zor ama ne yapalım!
Yerleşiyorum, bana çok iyi davranıyorlar. Annemle babama haber veriyorum. Umarım gönülleri rahattır, pek ihitmal vermesem de... Charlie Chaplin' den The Kid' i izliyorum. Şuanda da anlamış olabileceğiniz üzere parçaları birleştirmekteyim...
Bakalım yarın neler getirecek...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder