Bu yazıyı dün yazamayacak ya da yayınlayamayacak kadar yorgundum ama hiçbir günü atlamak istemediğimden şimdi yazıyorum geç olsun, güç olmasın...
Fransa'da ilk kahvemi 2. okul günümde içtim. Neden? 1. gün o kadar yoruldum ki bu iş kahvesiz olmaz diye düşündüm.
Neyse, sonuçta yürüyerek okula gittim ve dersim başladı. Öğretmenim dünyanın en şirin ve anlatabilen öğretmeni olmasına rağmen, sınıfta en iyi konuşanlardan biriydim ve anlattıkları çok basit geliyordu. ama İtiraz etmedim çünkü bildiklerimi tekrar etmenin bana iyi geleceğini düşündüm. Arada bir uykuya dalacak olsam da bir problem olmadı.
Öğle arasında Bryan*, Julie ve Camilia(Colombialı) ile yemeğe çıkalım dedik. Bryan bildiği güzel bir cadde olduğunu söyledi, biz de ona güvenip yola koyulduk. Caddeyi gezdikten sonra hiçbir yerde karar kılamayıp kahve içmeye karar verdik... Yine de bir gün o caddede metro vagonu şeklindeki bir restoranda yemek için sözleştik. Starbucks'a gidip oturduktan sonra zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım. Yorum yorumu getiriyor. Dersime 20 dakika geç kalsam da değmişti.
Öğretmenim Agnes. Normalde C1 lere ders veriyor. ...ama benim A2 ile B1 arasında bir yerde bulunduğum göz önünde bulundurulursa biraz fazla hızlı. Yine de onu yetişmeye çalışırken kendimi zorladığımdan Fransızca'mı daha hızlı geliştirme fırsatı buldum belki de... Son dersimi de alıp L'arc De Triomph'a gitmeye karar verdim -direkt, eve uğramadan... Giderken birkaç fotoğraf çektirip boş boş dolaştım... Aynı şekilde gelirken!
Eve geldiğimde o kadar yorgundum ki -kahveye rağmen!- saat 10'da birazcık Fransızca çalışıp hemen uyuyuverdim...
Belki sizin için fazla bir aksiyon yok, ama benim için Fransa'da geçirmeyi umduğum o mükemmel günlerden biriydi!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder