6 Temmuz 2014 Pazar

Maceram! -Cennette Cehennem-

Merhabalar bu yazıyı yazmaya dün başlamıştım ama tam olarak içime sindiği söylenemez, bu nedenle bazı kısımları yeniden yazıyorum.

Teknik olarak sabah saat 3.30'da kalkıyorum -alarmı kurduğum saat. ...ama tabi ki heyecandan uyuyamamıştım. Bugün nereye gidiyorum? Barbizon ve Chateau de Fontainbleu... ve tabi ki de 15 tane daha kasaba! Otoyoldan gidersem 65 kilometre ama bu macera tutkumla arabaya veya trene biner miyim sizce? Bir kere arabayla gidecek olsam neden 3.30'da uyanayım! Tabi ki de bisiklet, ne bekliyordunuz :D Yani kısacası kaç kilometre gideceğimi bile bilmeden -sonradan 100 kilometre gittiğimin farkına varacağım- saat 4'te, corn-flakes'imi yiyip yola koyuluyorum.

Hava hala aydınlanmamış. Açıkçası biraz korkutucu, hatta çok! Ne idüğü belirsiz birçok insan geziyor ortalıkta. Paris'in dış bölgelerine çıktığımda ise durum daha kötü... Her gördüğüm insan bana saldıracak gibi hissediyorum. Tabi ki yağmurumuz da eksik olmasın... En büyük hobim ormandan geçmenin yanında ormanın çamurlu yollarından geçmektir. Dosdoğru Seine'i takip ediyorum. Bir ara kaybolduğumdan eminim çünkü nereye gittiğim hakkında en ufak bir fikrim yok. Yolda allahın bir kulu yok. Sonunda bir insanoğlu buluyorum ve doğru yolda olup olmadığımı soruyorum. Şansıma doğru yoldaymışım. Paçamdan gerçek anlamda su akarken yoluma devam ediyorum. Gördüğüm ilk sıcak yerde durmaya karar veriyorum. Alışveriş merkezlerinin olduğu bir bölge buluyorum. Saat 6.00'da her yerin açık olması beni şaşırttı demek isterdim ama bu benim hayatım; bir masal değil. Hiçbir yer anladığınızı düşündüğüm üzere açık değil.

Comfort Hotel dışında. Bisikletimi bağlayıp içeri giriyorum. Bir kahve istiyorum. Otel görevlisi çok yardımsever. Bana kahvemi veriyor. Öylece sıcakta oturmak o kadar güzel geliyor ki. Ardından çikolatalı fırından yeni çıkmış içi şelale benzeri kuruvasan ikram ediyor. Sıcak çikolata isteyip istemediğimi soruyor. Taze sıkılmış portakal suyu... O kadar güzel dinleniyorum ki. Yanıma bir şişe su bile veriyor. Yarım saatimi orada geçirdikten sonra tekrar yola koyuluyorum. Birçok rampa çıkıyorum ama problem değil çok yorulmuyorum -artık alıştım! Birkaç kişiye yol soruyorum, herkes aynı yolu gosterince gitmeye karar veriyorum. Yolumun üzerinde bir pazar var. Bir daha ne zaman geleceğim diyerek girip hemen geziveriyorum. Yoluma Foret de Senart'dan devam ediyorum. Ormandan çıktığımda bir bakıyorum ki otoyoldayım! Ne büyük sürpriz!

Bulursam orman yollarını; -nasıl olduklarını şimdi anlatacağım- bulamazsam da korna yiye yiye otoyolu kullanıyorum. ...ve evet orman yolları. Yol bisikletiyle ormanda tracking yapan tek insan benimdir. Traktörlerin geçtiği ya da yol olmayan yollardan... Hatta söylemekte sakınca görmüyorum, bisikletimle nehrin içinden geçiyorum. Sonunda 7-8 kere yere yapıştıktan sonra otoyolun daha iyi bir seçenek olduğuna karar veriyorum. Bu arada size korku filmi anlatıyorum gibi gelmesin lütfen! Bunları yaparken aldığım zevk, duyduğum heyecan anlatılamaz.

Sonunda düzgün bir bisiklet yolu buluyorum ve Barbizon'a kadar çoğunlukla bu yolu takip ederek gidiyorum. Arada Foret de Rougeau'dan geçiyorum -en sevdiğim kısım, mükemmel bir manzara. Sonuçta uzun ve yorucu çabalarımın ardından ödülümü almış bulunuyorum. Bu kasabanın her şeyi çok şirin... İnsanları, yapıtları, evleri, dükkanları... Bu kadar bisiklet kullanmama tamamen değiyor. Zaten sırf geçtiğim yerleri görmek için bisiklet kullanılır ama bu ayrı bir konu! Bir şehir turu yaparak Fontainbleu'ye doğru yola çıkıyorum. 10 kilometre boyunca biraz rampa çıkıp biraz da inmenin sonucu olarak Şatoya ulaşıyorum -saat 2.30. Şato gayet güzel olmak üzere ben bahçelerini daha çok beğeniyorum ayrıca içinde bir göl bir de kanal var. Bol bol resim ve kamera çekip yeterli olduğuna inandığımda tren garına gidiyorum -4.00. Neden tren? Bisikletim yine kiralık ve yine saat 7'de bırakmam gerekiyor -maalesef. Bu yolu kesinlikle bisikletle dönmeyi isterdim! Gara 4.25'te ulaşıyorum, trenim de 4.30'da. 5.30'da pariste oluyorum. Bisikletimle, bisikleti geri vermeye gidiyorum. Saat 6.30'da bisikletimi geri veriyorum. Doğal olarak birazcık kirli, normalde bunun için ekstra ücret ödemem gerekiyor ama bu seferlik mahzur görüyorlar. 

Eve yürüyerek dönüyorum. 2 tane bisikletçiye uğruyorum. Eve geldiğimde ise saat 7.30. Annemlerle konuşup, duş alıp, bugün için hazırlıkları yapıp, 10'a doğru yatıyorum. 

Özet olarak mükemmel bir gündü. Umarım gelecekteki her günüm böyle olur.

Cennetin cehenneminde!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder