Caen! Şuan çok kötü bir psikolojik duruma sahip olmama rağmen yazmak istiyorum çünkü benden çalamayacakları bir tek yazılarım kaldı... Trenim 9.54'te olmasına rağmen sabah erken kalkıyorum. Gara 45 dakika önceden gidiyorum. Biraz piyano çalıp annemlerle internetten konuşuyorum.
Trenim maalesef 17 dakika rötarla kalkıyor. Bu Calvados trenlerinde bir problem var! Önce Bayeux sonra bu! Neyse ki yolculuk boyunca yarım kalmış uykumu tamamlıyorum.Yolculuk iki saat sürüyor. Gardan indiğimde nereye gideceğimi bilmediğimden, bir bayana soruyorum ve tramvaya binmemi söylüyor. Sonrasında ise bir beyefendiyle konuşuyorum ve bana rahatça yürüyerek gidebileceğimi söylüyor. Bu işime geliyor çünkü şehri görmek istiyorum. Büsbüyük bir alışveriş merkezi görüyorum ama kapalı -sonradan kapalı olduğu için sevineceğim. Babama bir dükkana uğrayıp kafeinsiz kahve alıyorum.
Tourist Information'ı buluyorum. Bana çok işlevsel bir harita veriyorlar. Gidebileceğim yerleri ve atabileceğim turu gösteriyor. Hiç vakit kaybetmeden şehrin ortasında yer alan Cathedral ile başlıyorum. Cathedral'in içinde bir tören var ama yine de gezebiliyorum. Sonrasında da kale!
Meşhur Caen'ın kalesi... İçinde üç müze bir kilise bir de Şato barındırıyor. Surları biraz yıkılmış aynı şekilde Şato da öyle. Neden? Biraz tarih öğretmenliği yapayım. Şehir II. Dünya Savaşı (1944) sırasında bombalanmış ve bu nedenle çoğu tarihi yer yok olmuş. Kısaca şehir yeniden kurulmuş. Musee de Beaux Arts, Musee de Normandie ve Musee de Equtation'u geziyorum. Bana en ilginç gelen şey Musee de Beaux Arts'ın modern sanat bölümü... Son olarak Şatoyu da gezip yoluma devam ediyorum. Bu arada anlatmak için sadece bir paragraf gerektiğine bakmayın! Bu kale 1.5 saatimi alıyor.
Tur programını biraz değiştirip Tour Leroy'un bulunduğu meydana gidiyorum, çünkü gayet büyük bir pazar pazarı var. Balıkçıdan tutun, çiçekçiye kadar istediğiniz her şeyi bulabiliyorsunuz. Maalesef çok fazla kalamıyorum çünkü 32 durağım var. Bourg l'Abesse'le devam ediyorum. Burası eskiden çok fakir insanlarla dolu olan minicik bir sokak ama bombalardan korunabilen her yer bu şehir için çok önemli olduğundan bu küçük sokak da öyle! Le Vieux Saint Gilles Kilisesine -neredeyse hepsi yokolmuş- uğrayıp l'Abbeye Aux Dames'a gidiyorum. Şehrin en önemli yapıları arasında... Burada birkaç sergi görüyorum ayrıca bahçeye çıkıp fotoğraf çekiniyorum. Sergilerin annemin çok hoşuna gideceğini düşündüğümden kamera çekiyorum.
Collegiale du St-Sepulcre... D-Day adlı bir resim sergisi var. Savaştan tam 70 yıl sonra, savaş yapılmış olan yerlerin nasıl değiştiğini anlatıyor. Çok ilgimi çekiyor. Sanatçı ile fotoğrafçılık konusunda muhabbet ediyoruz.
Vageueux'a gidiyorum. Burası çok eski evlerin ve birçok restoranın bulunduğu bir cadde. Yemek yemek için oturmasam da atmosferi bana yetiyor. Şehrin diğer yarısında ise birçok kilise, farklı yüzyıllardan kalmış evler ve oteller görüyorum. Şunu söylemeliyim ki bu birbirinden güzel tarihi yapıları bulmak çok çaba gerektiriyor, bu nedenle birçok kez kayboluyorum.
Birkaç tane de önemli meydan gördükten sonra l'Abbeye aux Hommes'a gidiyorum. Bu yapı da şehrin en önemli yapılarından. Küçük bahçeyi ve Cathedral'ini görüyorum. Sabahleyin çok şiddetli olmasa da yağmur yağmasına rağmen öğleden sonrası tam zıt. İnsanın sadece dışını değil aynı zamanda içini de ısıtan bir güneş... Bu güzel öğleden sonrayı değerlendirmek istiyorum. Bu nedenle çimenlerde sadece bulutları seyrederek 15 dakika oturuyorum. Bütün gün gezip bu kadar yorulduktan sonra bu kadar güzel bir dinlenme molası kadar güzel bir şey yok! Mutlu bir şekilde turuma devam ediyorum. Paul diye bir kafe görüyorum. Çok güzel kokular geliyor, üstüne üstün çok kalabalık. Çikolatalı büsbüyük bir macaron yiyorum güneşin karşısında. O kadar mutlu oluyorum ki sanki yenilmezim, sadece bu anı durdurup yaşamak istiyorum, gerçi Paris'e geldiğimden beri hiçbiri Paris'te olmasa da o kadar güzel şeyler yaşadım ki... Turumu yaklaşık 5.30'da bitiriyorum. Ucu ucuna... İşte bu nedenle alışveriş merkezi açık olmadığı için mutluyum. Bu şehir zamanımın tümünü hakediyordu. İnternetten annemlerle konuşuyorum ve saat 6'da gara doğru yola çıkıyorum. Trenim saat 7'de. 9'da Paris'teyim.
Eiffel Kulesine yaklaşık 1 saat 15 dakikalık bir süreçte varıyorum. Neden Eiffel Kulesi? Çünkü bugün 13 Temmuz ve okulda öğretmenlerim bu gece Eiffel Kulesinin altında bir konser ve ardından da havai fişek gösterileri olacağını söylediler ama olmuyor çünkü yarınmış. Neyse en azından spor oldu diye düşünüyorum. Metroya atlayıp eve dönüyorum. Çok geç olmadığı için mutluyum. Hemen güzel ve dinlendirici bir uykuya dalıyorum.
Çok yoruldum, belki ayaklarımı hissetmiyorum ama yeni şeyler görüp yeni şeyler öğrenmek her şeye değer!
Yarının nasıl olacağını bilseydim yarın olmasın isterdim...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder