18 Temmuz 2014 Cuma

Ciddiyetsizlik!

Şuan uyuyor olmam gerekiyor ama kalbim bu günü yazmadan geçmeye el vermedi. Bu nedenle elimden geldiği kadar hızlı, detaylı ve sınırlı yeteneğimle de olsa güzel yazmaya çalışacağım.

Bu sabah plan yaparak uyanıyorum. Muvaffakiyetname ve aynı zamanda okulla imzaladığım "TÜM SORUMLULUK BENİM" anlaşmalarını yanıma alıyorum, çünkü polise tek başıma dilekçe verebilmek istiyorum.

Madam Pansier mesaj atıyor ve randevuyu saat 4.30 için aldığını söylüyor.  Bu dersimin ortası demek ama sanirimr onun umrunda değil. Aynı zamanda bugün önemli bir sınavım var ve kaçta biteceğini maalesef bilmiyorum. Bu nedenle öğrenince ona haber vereceğimi söylüyorum.

Dersim her zaman olduğu gibi güzel gidiyor ama maalesef saat 12'de bana en çok yardımcı olan komiseryada şansımı denemek üzere metroya atlıyorum -Ranelagh. Saat 1 gibi komiseryada işim bitiyor, çünkü dilekçe falan veremiyorum, akşamı beklemek zorundayım.

Sınavım 2'de başlayacak bu nedenle okula dönüyorum. Adı TCF. Bir seviye belirleme sınavı ve sonuçları bir hafta sonra açıklanacak. Önce çok kolay olduğunu düşünsem de sonradan yanıldığımı farkediyorum çünkü bu sınav giderek zorlaşıyor. Sonuç olarak bir buçuk saatte sınav süresi biterken ben de sınavı bitirmiş oluyorum.

Hemen komiseryaya doğru yola koyuluyorum. Aslında yakın, yürüyerek 20 dakika. 16.05'te oradayım çünkü Madam Pansier erken gitmemin kayıt işlemleri için daha iyi olacağını söyledi -hiçbir işe yaramıyor. Bizi 4 dakika rötar ile içeri alıyorlar. Bir bayan polis gorevlisi ve hayatımda en gıcık bulduğum insanlar listesine girmeyi başarıyor. Nasıl mı?

16 yaşında Fransa'da neredeyse tüm değerli eşyaları çalınmış bir çocuğa nasıl davranılır? Cevap: Çok kötü. Normalde yardımsever olması gereken biricik polis görevlisi Ingilizce'yi neredeyse hiç konuşamıyor, beni hızlı Fransızca ' sını anlamak zorunda bırakıyor ve tabiri caizse neredeyse konuşmama izin vermiyor. Bana ergenlik krizi geçirdiğimi, problemlerimle uğraşamayacağını söylüyor. Fransa'da adaletin olmadığını aynı zamanda her şeyin çok para tuttuğunu anlatıyor. Sonunda hiçbir şey yapmayacaklarını tamamen kavradıktan sonra hayatımın en büyük kavgasını etmiş olarak karakoldan ayrılıyorum. 

Bu arada merak ediyorsanız Madam Pansier ne mi yapıyor, konuşmama yardım etmeksizin sadece sandalyesinde oturup tek kelime etmiyor.

Biraz Paris' i turlayıp sonrasında eve gidiyorum. Evde annemlerle konuşup Rio 2'yi Fransızca izliyorum.

Umarım başınıza bu tür polislerin olduğu bir ülkede bu tür olaylar gelmez.

Iyi geceler dilerim!


Posted via Blogaway

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder