21 Temmuz 2014 Pazartesi

DÜŞTÜĞÜNDE KALKMASINI BİLECEKSİN!

Merhabalar. Tekrardan o güzel cumartesilerimden biriyle sizlerleyiz. Biraz gecikmeli maalesef, çünkü bu güzel cumartesiyi takip eden güzel pazar bana yazmaya yetecek zaman bırakmadı. Bugün neredeyiz? Strasbourg! Kesinlikle kameranın çalındığını unutmak için güzel bir yer, insan şehrin büyüsü ile sürüklenip gidiyor. Ekstra bilgi vermek gerekirse Strasbourg Noel'iyle ünlü çünkü Fransa'nın en büyük Noel pazarlarından biri kuruluyormuş.

Şehre trenle gidiyorum. Yolculuğum iki buçuk saat sürüyor ve trenim Gare de L'Est'ten kalkıyor. Biraz erken uyanıyorum, çünkü tren saat 6.55'te ve gara yürümek 15 dakikamı alıyor. İki buçuk saat boyunca yarım kalan uykumu tamamlıyorum, sonunda tamamen zindeyim! Bu arada söylemeden geçmeyeyim, trenim TGV -Train Grande Vitesse- bu nedenle çok hızlı.

Strasbourg tren karında hemen bir Tourist Information buluyorum. Bana nereleri gezeceğimi ayrıntılı olarak gösteren ve hikayelerini anlatan bir  kitapçık veriyorlar. Gezilecek tam anlamıyla çok şey var!

Turuma Place Kleber'den başlıyorum. Burayı Place St. Thomas ve kilisesi takip ediyor. Sonrasında eskiden önemi anlaşılmamış ama şuan şehrin en turistik yerlerinden biri olan nehrin kırılma noktası Petite France'a gidiyorum. Picasso tutkumu bilen var mı bilmiyorum ama en sevdiğim ressam... Bu nedenle Musee d'Art Moderne'in yanında Picasso ismini görünce hemen atılıyorum. Bu müze kesinlikle gezdiğim en güzel ve en ilginç müzelerden biri oluyor ve gezdiğime kesinlikle değiyor. Afrika koleksiyonun bulunduğu Musee Vodou'ya kadar uzun çabalar sonucu yürüyebildikten sonra müzenin ilgimi çekmediğine karar verip merkeze geri dönüyorum.

Place Gutenberg ve nehrin hemen kıyısında bulunan Custom's House'u görüyorum. Sonrasında şuan otel olarak görev yapan The Cour du Corbeau'yu görüyoruz. Alsatian Museum'a gidiyorum ki burada klasik tarzda bir Alsas evi anlatılıyor. Bu arada tarihlerıni anlatmıyorum, çünkü biliyorum ki kendiniz araştırırsanız çok daha fazla şey öğreneceksiniz. Bu çevrede son olarak Place de L'hopital'i görüyorum. Normalde buradaki şarap mahzeni ziyaret edilebiliyor ama maalesef bugün kapalı. Aileme şarabı buradan almak istemiştim ama maalesef hedefime ulaşamıyorum.

Şimdi de sıra ünlü katedralin çevresindeki alanda. Önce Strasbourg'un tarihi müzesiyle başlıyorum. Sonuçta bir şeyler öğrenmek gerek! Palais Rohain ve çok ilginç bir ismi olan Place du Marche aux Cochons de Lait'yi görüyorum. Palais Rohain'in içinde üç müze yer alıyor: Musee d'Archelogie, Musee des Arts, Musee de Beaux Arts. Hemen yanında ikinci müzemiz olan The Ouvre Notre Dame Museum var. Bütün müzeler çok güzel ama hava güzelse ve vaktiniz varsa kesinlikle dışarıda kalın, çünkü bu şehrin atmosferi bir başka! Bu arada bu müzelerin yer aldığı yerin adı Place du Chateau. Ünlü katedralimiz Cathedral de Notre Dame hemen yanımızda. Dışı kadar içi de güzel. Ben çıkmasam da kulelerinden birine çıkma ihtimaliniz bulunuyor. Ardından gotik tarzda mimarisiyle ilgiyi üstüne çeken Maison de Kammerzell'i görüyoruz. Belki farketmişsinizdir, Strasbourg iki kültürün birlikte bulunduğu bir şehir: Fransız ve Alman. Bu nedenle bazı yerlerin isimleri Almanca bazıları Fransızca. Ayrıca neredeyse tüm halk bu iki dili de konuşuyor.

Sabahleyin yanlışlıkla uğrayıp bu sefer bilinçlice gezmek istediğim Eglise de Saint Pierre le Jeune kilisesine giderken yolda bir dondurmacı görüyorum ve çikolatalı dondurma alıyorum. Sanırım hayatta en sevdiğim şeylerden biri güneş yüzüme vururken tatlı yemek! Kilise şehrin katedralden sonra en eski yapısı.

Yaklaşık 15 dakika yürüdükten sonra Palais de Rhine'e varıyorum. Place de la Republique'te yer alıyor. Aynı şekilde De Bibliotheque National Universitaire ve Strasbourg Theatre National ile birlikte. Eskiden Strasbourg'da yaşamış karikatör Tomi Urgerer'in müzesini geziyorum ve büyük zevk alıyorum. Saint Paul's Church'ü görüyorum ama maalesef giremiyorum çünkü bir düğün var. Ayrıca üzgünüm çünkü telefonumun şarjı yeterli olmadığından kamera çekemiyorum. Place De l'Universite'yi de gördükten sonra Zoological Museum'a gitmek istiyorum ama maalesef tadilat altında bu nedenle ben de direk Botanical Jardins ve Plenaterium'a geçiyorum. Botanical Jardins'da telefonumu yarım saatliğine şarj ediyorum ve bu güzel bahçeyi gezdikten sonra kamera çekemediğim yerlere geri dönüyorum.

Son olarak the Instution of Higher Arts'ı ve Place du Marche Gayot'u görüp annemlere şarap almak üzere katedralin çevresine dönüyorum. Bölgenin yöresel ve Paris'te bulamayacağım şaraplarından iki tane alıyorum -biri beyaz, biri kırmızı. Tren zamanım da gelmiş saat 7.30'da gardayım. Trenim de 8.16'da... Biraz beklemenin ardından tüm yol boyunca manzaranın tadını çıkardığım trenime biniyorum -1. sınıf. Saat 10.30'da garda, 10.45'te de evdeyim. Güzel bir uyku uyuduğuma emin olabilirsiniz -belki fazla güzel!

Son olarak başlığı açıklamak istiyorum. Her şeyimi kaybetmiş olmam yaşama sevincimi de kaybedeceğim anlamına gelmiyor. Ben düştüğünde kalkmasını da bilen bir insanım!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder