23 Temmuz 2014 Çarşamba

Guzel günler!

Merhabalar, biraz geriden de olsa buraya kadar gelmeyi basarabildiğim için mutluyum -blog adına konuşuyorum.  Pazartesi sabahım yorgun başlıyor ama böyle olması gayet doğal... Bu kadar dolu bir hafta sonu bu kadar yorgun bir pazar getirir. Evimde kalan Irlendalı arkadaşım kapımı çalıp okula beraber gidip gitmek istemediğimi soruyor, ben de neden olmasın diyorum. Biraz bekleme nezaketini gösteriyor.

Önceden de dediğim gibi Pierre tatile çıkmış, onun yerine Anna dersimize giriyor. Pek yerini doldurabildiği söylenemez. Hatta hiç hoşuma gitmiyor, bu nedenle aradan sonra sınıfımı değiştirme çabalarına giriyorum. Anna B2 gibi konuştuğumu söylüyor -nasıl gurur duyduğum anlatılamaz- ama ben B1.2 sınıfına giriyorum. Yeni öğretmenimin adı Franc. Sanırım şuana kadar tüm dalları kıyaslarsak sahip olduğum en iyi öğretmen. Sınıfa ilk geldiğimde çok sıcak karşılıyor. Sorular soruyor, ben de anlatıyorum...

Öğle arasında yeni insanlarla tanışıyorum. Aynı zamanda da biraz Fransızca çalışıyorum. Öğleden sonra dersim Lillianne'le ama bu ders biraz sinirlerimi bozuyor... Çünkü sürekli aynı kişiler konuşuyor ve diger insanların da konuşmasına izin vermiyorlar. Çok sıkıcı bir ders oluyor sonuç olarak. Dersten çıktıktan sonra Tutoral odasına esyalarımı bırakıyorum ve Tutoral sonrasında Jardin du Luxembourg'a gitmeyi planlıyorum ama öğle arası tanıştığım arkadaşlarımdan biri olan Kacper ile konuştuğumda Jardin du Luxembourg'a beraber gitmek isteyip istemediğimi soruyor. Ben de gerekli çalışmayı evde yapabileceğimi düşünerek evet diyorum. Beraber metroya biniyoruz ve Jardin du Luxemborg'da iniyoruz.

Şunu söylemeliyim ki Kacper ile anlaşmak biraz zor çünkü ne Ingilizce'yi ne de Fransızca'yı benim kadar iyi biliyor ama sonuçta biraz daha fazla çaba sarfetmemiz gerekse de anlaşıyoruz. Jardin du Luxembourg'u biraz dolaşıyoruz ardından da kapalı bile olsa Pantheon'a fotoğraf çekmeye gidiyoruz. Jardin du Luxembourg'a geri dönüyoruz ve Paris'in ünlülerin bulunduğu en güzel mezarlığı Cimitier de la Pere La Chase'e yürüyerek gitmeye karar veriyoruz.

Yürümeye başlıyoruz. Kacper bana elmalı çörek alıyor -ne kadar reddetsem de. Saat 8.20'ye doğru mezarlıktayız ama maalesef kapalı... Üzülsek de yapabilecek bir şey yok bu nedenle evlerimize dönmek üzere metroya atlıyoruz. Genel itibariyle çok güzel bir gün oluyor. Daha güzellerine!

Posted via Blogaway

Posted via Blogaway


Posted via Blogaway

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder