Pazar günü... Tabi ki bir yerleri görmeliyim. Boş durmak yakışmaz! ...ve bu göreceğim yerin 28. Ortaçağ Festivalinin bulunduğu Bayeux olması kaçınılmaz. Trenim saat 8.54'te. Saat 6.30'da uyanıyorum. Her şeyin tamam olduğuna emin olduktan sonra kahvaltımı edip, annemlerle konuşup hemen yola çıkıyorum. Biraz erken ama erken kalkan yol alır ayrıca ne kadar Paris'e alışmış olsam da biraz erken gidip kendimi sağlama almak istiyorum. Trenim St. Lazare istasyonundan kalkacak. Metroyla gittiğim için saat 8'de oradayım. Telefonumun şarjı eser miktarda azaldığından şarj etme gereği hissediyorum. Pedal çevirerek şarj edebildiğim bir makine görünce hemen ona yöneliyorum, ne de olsa Paris'e geldiğimden beri hiç bisiklete binmemiştim!
Trende yerim pencere kenarı, yanıma bir hayli yaşlı bulmaca çözen bir bayan oturuyor. Çok da konuşkan, yaklaşık 1 saat boyunca Fransızca konuşuyoruz ki gayet memnunum çünkü gayet iyi konuşabildiğimi söyledi.
Trenim aniden duruyor. Birkaç dakika sonra harekete geçeceğini tahmin ediyorum, bunlar genelde olan şeyler ama etmiyor! Herhangi bir bilgi verilmiyor. Yaklaşık yarım saat sonra rötarın ortalama 2 saat olacağını, önümüzdeki bir trenin bozulduğunu ve bütün hattın kapalı olduğunu öğreniyoruz. İki seçenek var: Paris'e geri dönmek ya da beklemek. Tabi ki de beklemeyi seçiyorum. Trenden inmemizi rica ediyorlar. Başka bir tren gelip bizi Monte de Jolie'ye götürecekmiş yolumuza oradan devam edecekmişiz. Bizim tren de diğerini itmeye gidiyormuş. Biletlerimizin ücreti iade edilecek, bize yemek verilecekmiş. O sıralar sinirden köpürüyorum -merak etmeyin sonradan sakinleşeceğim. Monte de Jolie'de trenimiz bizi bekliyor. Diğer treni itmeyi başarmış ve hattı açmış. Bu sırada Bayeux'ya giden Fransız bir anne kızla karşılaşıyorum. Onlarla da Fransızca konuşuyoruz ve bana her konuda yardımcı oluyorlar. Fransızca konuşamayan turistlere çevirmenlik yaparak yardımcı oluyorum. Yemeğimizi veriyorlar ve trenimiz hiç zaman kaybetmeden yola koyuluyor. Gayet rahat bir yolculuk geçiriyorum, sakinleşiyorum. Saat 3.33'te Bayeux'ye varıyorum. 3 saat 15 dakika rötar. Yani anlayacağınız olabiliyor böyle şeyler...
Hemen festivale gidiyorum. Gayet küçük, şirin ve tipik -iyi anlamda- bir Fransız kasabası. Festivali gördükten sonra bu zamanda görülmesi gerektiğine inandığım bir yer. Birçok atraksiyon var. Hepsine katılıyorum ayrıca Cathédrale Notre-Dame de Bayeux'ü de görüyorum. Bol bol kamera ve fotoğraf çekiyorum. Ayrıca söylemeyi unutmadan herkes ortaçağdan bir birey gibi giyinmiş. Ortaçağ malzemeleri, yemekleri, içecekleri satılıyor. Ben de kendime güzel, mavi bir deri bileklik alıyorum.
Aslında Bayeux Tapisserie'siyle ünlü -çok eski bir duvar kilimi olarak düşünebilirsiniz. ...ama ben bu güzel günü müzenin içinde geçirmektense festival atmosferinden yararlanmayı tercih ettim. Nasıl böyle bir şeyi görmeden geri dönersin diyenler için, google görsellerden baktım!
Zamanım her şeyi görmeye tamı tamına yetiyor. Hem para iadesi alacağım hem de her şeyi görebildim daha ne isteyeyim! Trenim 7.38'de ama ben 7.15'te gardayım. Tedbir, tedbir, tedbir! Uzun, dinlendirici -bolca uyudum-, manzaralı bir yolculuğun ardından saat 9.45'te St. Lazare'da oluyorum ve yine metroyla evime dönüyorum. Saat 11'e doğru evdeyim. Mutlu, heyecanlı, bazen gergin ama sonuçta yaşadığım tüm duygulara değen bir gün geçirdim.
Farklı maceralara yelken açmak dileğiyle!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder