Şuan trende iki koltuk kaplayacak şekilde yatıyorum. Açıkçası bu yazıyı yazmak istiyorum ama şimdi değil ama zorundayım çünkü başka zamanım yok. Evet Orleans! Sabah 6.30'da uyanıp duş alıyorum. Evi yaklaşık 8 gibi terkediyorum. Trenim 9.54'te ama eminim ki garda yapılacak bir şeyler bulunur. Ki bu önsezimde de yanılmıyorum. Internetten annemlerle konuşuyorum ve garda bulunan piyanoyu çalıyorum. Zaman su gibi akıp geçiyor.
Trende yanıma meyvesuyu ve kek veriyorlar. 1 saat sonra Orleans'tayım. Trenden iner inmez büyük bir alışveriş merkezi var. Burayı sonra gelmek için can atarak görmezden geliyorum. Şehir merkezine gitmek için hemen yolumu buluyorum. Birkaç dükkana da uğramayı unutmuyorum. Tourist Information'dan gerekli tüm bilgileri alıyorum ve dolaşmaya başlıyorum.
Önce Cathedral. Şehrin en büyük yapısı bu, yani en önemlisi -bana göre değil, tüm şehir başlı başına bir güzellik... Sonra Musee de Beaux Arts'a gitmeye çalışıyorum ama maalesef saat 12 olduğu için 5 kattan 3'ü kapalı. Ben de saat 2'de gelmeyi planlıyorum, yani katlar açılınca... Önce Musee Historique and Archologique'e gitmek istiyorum ama maalesef kapalı -oysa ki bulmak için o kadar fazla uğraşmıştım ki. Bu arada çok şirin bir fular alıyorum.
Sırada Jean D'Arc'ın evi var. Jean D'Arc kim? 100 yıl savaşlarında çok önemli bir rol oynayan Ingilizler tarafından erkek sanılarak yakıldıktan sonra, kız olduğu anlaşılan savaş kahramanı. Ayrıca Orleans'ın sembolü gibi çünkü savaşta Orlens çok önemli bir nokta olduğundan genelde Orleans'ta yaşamış. Bir belgesel izliyorum. Ayrıca buradaki abi bana şehirde gezilebilecek birkaç yer daha işaretliyor ve Tourist Information'dan daha yararlı olduğunu itiraf etmeliyim.
Ardından da Musee Historique and Archeologique'a gidiyorum. Müzeyi o kadar hızlı geziyorum ki görevlileri şaşırtıyorum. Ne yapabilirim ki, bu kadar güzel bir şehri tamamiyle görüp aynı zamanda alışveriş yapmak için sadece bir günüm var :(
Şehrin orta çağdan kalma bir mimarisi var bu nedenle evleri çok şirin, en ünlü caddelerinden ikisini gördükten sonra şehrin en eski kilisesinde Yaşam Basamakları adlı bir sergiye katılıyorum. Tahtadan 11 metrelik bir yapının üstüne çıkıyorum.
Sondan bir önceki durağım Musee de Beaux Arts. Artık açık. Umduğumdan da kısa sürede bitiriyorum ve Natural History ve Science Museum'a gidiyorum. Burası çok ilgi çekici. Böcek, balık, hayvan, fosil ve taş sergisi var. Hatta bu aya özel bir bal sergisi bile açmışlar -en çok ilgimi çeken sergi bu oluyor. Sonrasında hemen müzenin karşısında olan garın içinde bulunduğu alışveriş merkezine gidiyorum.
Iki saate yakın zamanım var. Uzun çabaların sonucunda kendime bir kazak ve kot alıyorum. Söylemeyi unutmadan, dönüş trenine farklı bir gardan bineceğim. Gare Les Aubrais. Bu gara gitmek için yarım saat civarında yürümem gerekiyor. Bu nedenle alışverişi biraz erken bırakıyorum. Tramvay yolunu takip ederek gara varıyorum. Trenim 19.55'te. 20.52'de Paris'teyim. Hemen metroya atlıyorum ve Eleonora ile buluşmaya gidiyorum -dolayısıyla da bir aile dostuyla. Bugün Eleonora Italya'ya geri dönüyor o nedenle son kez görüşmeye karar verdik. Onunla yaklaşık 1 saat oturuyoruz sonrasında da veda edip eve yürüyorum. 22.15'te evdeyim. Bugün için hazırlıklarımı yapıp hemen yatıyorum.
Sonuç olarak tahmin edebiliyorsunuzdur ki çok yoruldum ama her şeyiyle değdi. Bu şehir beni çok mutlu etti!
Posted via Blogaway
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder