Merhabalar, yine güzel bir gün ve yine yazma tutkumla sizlerleyim... Şimdi size yine çok normal gelecek bir günü anlatmanın zamanıdır. Starbucks'ta oturup telefonumu şarj ederken... Neden olmasın ki?
Annemle bu sabah pek konuşamadık çünkü biraz işi vardı. Ben de tembellik edip geç kalktım! Okulda oral tiyatro dersim de... O kadar hevesliydim ki her etkinlikte ilk günüllü ben oluyordum. Ilk defa herkes esprilerime güldüler -sanırım komik olduğumu anlamaya başladılar :P Öğle arası için Eleonora ile bir kafede buluştum ve yağmuru izledik. Sonrasında da o benim Delf B1 sınıfıma geldi.
Delf B1 gayet güzeldi. Ülkemizde son 20 yılda olan değişikliklerle ilgili bir kompozisyonu hiç sözlük kullanmadan yazabildikten sonra gerçekten geliştiğimi düşünüyorum. Umarım gerçek de böyledir!
Akşam için ise Eleonora beni kırmayıp, Pompidou'yu benimle gezeceğini söyledi. Beraber yürüyerek Pompidou'ya gidiyoruz.
Pompidou gerçekten insanın ufkunu açıyor. Ne yönde olduğunu hala çözemememe rağmen bana bir katkısı olduğuna eminim. Tam anlamıyla modern sanatın dibine vurulan nokta. Çıkmak üzereyken duvardaki tablolara bakmaya devam ediyorum ve Picasso'nun kubizmine benzettiğim bir tablo görüyorum. Ressamına bakınca gerçekten de Picasso! Ve belki inanmayacaksınız ama tablonun adı, Türk şapkalı bayan! Tesadüfün bu kadarı! Sonuç olarak bu müzeye gelip gezme şansını bulduğum için çok mutlu oluyorum.
Eleonora'yı metroya bırakıyorum ve evime 45 dakikalık bir yürüyüşün ardından varıyorum. O kadar yorgunum ki tek düşünebildiğim şey uyumak. Buna rağmen 1 saat kitap okumaya ve ders çalışmaya dayanabiliyorum sonrasında da hemen yatıyorum. Mutluyum ve huzurluyum, önemli olan da bu!
Başka müzelere!
Posted via Blogaway
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder